Bir öğrenci Deren Koray'lı olur da "Canın biri"
hikayelerini hiç bilmez mi? Her yıl ailemize katılan öğrencilerimizin,
Londra ve New York'da bizlere yönelttikleri ilginç soruları, yabancı olmanın
verdiği tatlı telaş, kısa süreli yaşadıları kültür şoku bir çok
"canın biri" hikayesini gündeme getirir. Şimdi hep birlikte günümüze
kadar New York ve Londra yaz okulu programlarımıza katılan genç
Deren Koray'lıların birbirlerine gülerek anlattıkları hit "canın
biri" hikayelerine bir göz atalım .
* İngiliz ailesi o gün nereleri gezdiğini sorduğunda
Madame Tussaud's demeyi pek bilememiş. Sonunda biraz düşünüp bulmuş:
"We visited Madame TUSİAD !"
* Banyodaki ışığı bulmakta epey güçlük çekmiş. Onun
yerine sık sık sifonu çekmiş ancak ev sahibinin sifonu çekerek ışığı
nasıl yaktığını bir türlü anlayamamış. Sonunda dayanamayıp İngiliz
ailesine sormuş ve aile karışıklığı önlemek için ışık koluna bir
kurdela bağlamış.
* Leicester Square Parkındaki çimlerde oturuken çok komik
bir can hikayesini dinlediği sırada kendini tutamayıp tuvalete koşmaya başlamış
ne yazık ki geç kalmış ve iş işten geçmiş.
* Westminster'deki İngiliz Polis Teşkilat Scotland Yard'ın
önüne gelince "Üff ne kadar büyük bir alışveriş merkezi, hadi
girelim" demiş.
* Paralı kabin tuvaletlere girmiş ancak dışarı çıkmayı
bir türlü becerememiş. Sonunda tuvalete girmek isteyen bir İngiliz kabine
para atınca serbest kalmış ve adama teşekkür edip dışarı çıkmış.
* İngiltere'nin en büyük hipermarket zinciri olan
"Waitrose" un adını "Beklegül Market" olarak değiştirmiş.
* Embankment metro istasyonunun adını telaffuz etmekte
zorlanmış ve adını Emlak Bankası istasyonu olarak değiştirmiş.
* Richmond'dan "Türkiye'yi bir arayayım bakalım ne
yapıyor bizimkiler" demiş. Parayı telefona atmış ancak bir türlü
konuşmayı becerememiş. Sonradan nedenini geç de olsa anlamış. Meğer
atmaya çalıştığı para 1 Pound değil bizim 10.000'likmiş
* Canın 3'ü (Biri değil) tüm gün boyunca boş olan
fotograf makinesine pozlar verip durmuş.
* Madame Tussaud's'da İngilizce açıklama kitabı alacağına
yanlışlıkla İtalyanca olanını almış.
* Londra Stansted Havalimanına varınca cep telefonunu açmış,
Turkcell şebekesini bir türlü bulamamış ve sinirlenmiş " Dünyanın
parasını verdik şu alete ! Şuna bak Turkcell'i bile çekmiyor " demiş.
* Waterloo'dan trene bindiğinde hayranlığını gizleyememiş.
" Tanrım ne kadar sessiz trenleri var. Hareket ettiğimizi bile anlayamadım
"demiş. Halbuki hareket eden bulunduğu tren değil hemen yan platformda
bulunan SWT treni imiş.
* Ara istasyonda duran metronun vagonundan inip öteki vagona
binmek istemiş ve o sırada kapılar kapanmış ve istasyonda kalmış.
* Brighton'da kazandıkları dev kurbağayı sırtlarında taşımaya
başlamışlar, arkadan gelenler de kurbağayı takip ediyorlarmış. Bir süre
sonra öndeki kurbağalı arkadaşlarına seslenerek artık geri dönmek
istediklerini bildirmek isterlerken birden şaşırmışlar. Meğer bizim canlar
yabancı birinin taşıdığı kurbağanın peşine takılmamışlar mı?
* Trafalgar Square'de kızların kollarından tutmuş
"Haydi kızım gidiyoruz" demiş. Kızlar garip garip bakmışlar. Meğer
kızlar İtalyan değiller miymiş?
* Brihton'da kaybolup diğer canı cep telefonundan aramış.
Diğer can bulunduğu noktayı tarif ederken, aynı alanda bulunduğunu bildirmiş.
Arkalarını döndüklerinde de ansızın birbirleriyle çarpışmışlar ve
telefonlarıyla öyle kalakalmışlar.
* 2 torbayla dolaşırken birini markette diğerini de 371
nolu otobüste unutmuş.
* Kingstonda'ki Laser Quest'ten o kadar çok etkilenmiş ki
gece rüyasında canavarlarla lazer savaşı yapmış.
* Uçakta bulunan güvenlik kartlarını broşür zannedip İngiliz
ailesine hediye olarak götürmüş.
* Heathrow'daki Duty Free Shop'ta beğendiği bir parfümü
denemek için mağaza görevlisinden izin istemiş. Ne var ki mağaza görevlisi
zannettiği kişi aslında bir polismiş.
* Ailesini o
kadar çok özlemiş o kadar çok özlemiş ki, uçak Adnan Menderes Havalimanı'na iner inmez babasını 1
km öteden bir bakışta tanımış.
* Trocadero'da bulunan Fun Land'a girmiş ama çıkış kapısını
bir türlü bulamamış. Sonunda yürüyen merdivenlere ters taraftan girerek
zor da olsa çıkmayı başarmış.
* Carnaby Street'te alışveriş yaparken "Aman şu küçücük
şeye bu kadar para verilir mi? rengi kötü, şöyle çirkin, böyle bozuk vs.
vs." gibi yorumda bulunmuş. Satıcı bizim canla bir süre İngilizce konuştuktan
sonra bülbüller gibi Türkçe konuşmaya başlamış. Meğer satıcı Türk'müş.
Bizim can da bir daha o dükkana uğramamayı yeğlemiş.
* Kiralık büroların üzerinde yazan " To let "
ifadesini " i " harfi düşmüş tuvalet olarak algılamış ve "
Where is the toilet ?" diye sormuş.
* River Thames üzerinden Greenwich'e giderken gezi motorunda
bir gazoz için 80 pence ödemesi gerekirken 80 pound çıkarmış ve parayı
veznedarlar gibi garsona saymış. (Bu arada lider canlar hemen olaya el koymuşlar
!).
* Greenwich'te gördüğü heykeli " Aaaa bu heykel
Greenwich'in heykeli mi? " diye sormuş.
* Canın biri hikayelerinden söz ederken, bizim Can Dede,
"Valla öyle bir şeyler yapmadım ben yahu; ne Can'ı ?" diye söylenmiş.
* Trocadero'daki kutu kolanın üzerinden tavana iple tırmanan
adamı gerçek sanmış ve " Ya adamdaki cesarete bak nasıl yukarı tırmanıyor
?" demiş.
* Madame Tussaud's'da birine hafif çarpıp özür dilemiş.
Çok geçmeden özür dilediği kişinin oradaki bir heykel olduğunu anlamış.
* Yine Madame Tussaud's'da Yaser Arafat'ın heykelini görünce
" Aaa Metin Akpınar'ın bile heykelini yapmışlar !" demiş.
* Hyde Park'taki Serpentine Gölü'nde kayıkla dolaşmaya çalışmışlar
ama pek becerememişler. Çünkü iki can ters yönde kürek çekiyorlarmış.
* Tower Hill'de kuşlara patates cipsi vermiş. Kuşların
cipsi sevdiğini görünce dayanamamış elindeki Sprite'ı da ikram etmiş.
* Tottenham Court Road'da birbirleriyle karşılaşmışlar.
Ne var ki bir grup can yürüyen merdivenlerden aşağı inerken diğerleri de
yukarı çıkıyormuş. Birbirlerine kavuşma ümidi ile iki can grubu ters yönde
ilerlemişler. Bu kez inenler çıkıyormuş, çıkanlar da iniyormuş. Bu bir süre
böyle devam etmiş ve 15 dakika sonra zar zor bir noktada buluşabilmişler.
* Arkadaşlarının çılgınca çevirdiği santrifüj kılıklı
"ucubik" bir oyuncağa binmiş, yerçekiminin karşı koyulmaz gücüne
dayanamamış ve kendini güneş gözlükleriyle bir anda çimlerin içinde
bulmuş.
* Waterloo'dan Richmond'a gitmek için trenin son vagonuna
binmiş. Hareket saati geldiği halde tren kalkmamış. Ne oldu diye pencereden
dışarı bakmış ve gözlerine inanamamış. Meğer aynı platformda uç uca 2
tren duruyormuş ve hareket etmeyen en son trene binmiş.
* CSE001'de öğretmeni ile bol bol fotoğraf çektirmiş.
Geç de olsa aslında onun bir öğretmen değil okulun bir öğrencisi olduğunu
anlamış ve durumu hiç çaktırmamış.
* BigBen'i kendince Büyük I'm olarak tercüme etmiş ve lügatına
eklemiş.
* Ellerinde kendilerine Londra'da tüm ulaşım kapılarını
sonuna kadar açan Travelcard'ları ile Sightseeing Bus'lara binmişler ve
gururla Travelcard'larını görevliye göstermişler. Görevli de canlara hemen
iniş kapısını göstermiş.
* 11 Pound'a gördüğü yağmurluğu havada kapmış. Bu
kadar ucuz ve güzel bir yağmurluk bulduğuna çok sevinmiş, tam kasaya ödemek
için yağmurluğu eline aldığında 11'in yanında saklanan 0'ı görmüş ve
110 Pound'luk yağmurluğu gülümseyerek yerine bırakmış.
* Otobüse binen bir adam için arkadaşlarına gülerek
"ay kıroya bak" demiş ve adam otobüsten inerken hafif eğilerek,
nazik bir şekilde "iyi günler" demiş.
* Dünyanın ilk kurulan ve İngiltere'nin en büyük seyahat
acentası olan Thomas Cook'u uzun bir süre "Aşçı Thomas'ın Yeri"
diye bir restoran zannetmiş, seyahat acentası olduğunu anlayınca da çok şaşırmış.
* İlk günlerde otobüs durağının ismini "Request
Stop" olarak ezberlemiş. Programın sonunda otobüsün geçtiği her
durakta bu yazının yazdığını farketmiş ve bir an dehşete düşmüş.
* Oryantasyon eğitiminden önce sabırsızca telefon kulübesine
koşmuş ve Türkiye'yi aramak için PIN kodlu "prepaid" telefon kartını
akıllı kartların kullanıldığı bölüme sokmuş ve numarayı çevirmek
istemiş. "Bozuk buuuu" diyerek dışarı fırlamış ve kartı satıcıya
iade etmek istemiş.
* Heathrow'da otobüse binmek istemiş ama gerisin geriye
grubun yanına gelmiş ve "Bu otobüsün kapısı yok" demiş. Kapının
sağ tarafta değil, sol tarafta olduğunu kısa bir süre sonra anlamış.
* 25Pence için 10 Pound'u bozdurmaya çalışsa da başarılı
olamamış.
* Richmond'da Mick Jagger'in evi tanıtılırken çok
ilgilenmiş ve hemen evin fotoğrafını çekmiş. "Peki bütün Mc.
Donald'sların sahibi mi?" diye alakasız bir soru yöneltmiş. Bir süre
anlaşmada epey güçlük çeken canlar, sonunda anlaşmışlar. Meğer bizim küçük
can Mick Jagger'i "Mc Chicken" anlamış.
* Richmond'daki Village Green'de mendil kapmaca oynarken,
lider candan start almışlar. Her iki can da ters yönden mendile koşarlarken
güvenli fren sahasını geçmişler ve son anda durmak isterlerken kayarak
birbirleriyle çarpışmışlar, bir bütün halinde yere düşmüşler ve uzun
süre kendilerine gelememişler.
* Kulaklıkla müzik dinlerken Mercedes Carina'yı Prenses
Diana olarak anlamış ve Mercedes Carina ile ilgili antalan herşeyi kafasında
Prenses Diana'ya uyarlayarak dinlemiş ve konuşmalara bir anlam verememiş.
* İki katlı otobüslere o kadar alışmış ki, tek katlı
otobüsün geldiğini farkedememiş ve üst kata çıkan merdivenleri aramaya
koyulmuş.
* Arkadaşlarına otobüste tutunmadan yolculuk edebileceğini
ispat etmek istemiş. Otobüs ani bir fren yapmış ve kendini bir anda şoförün
yanında bulmuş. Şoför garip garip cana bakmış can da "Hello"
diyerek şoföre gülümsemiş.
* Arkalardan yürüdüğü için SWT trenini yakalamaya çalışmış,
önce çantasını trene atabilmiş ama kendisi 3 saniye farkla treni kaçırmış.
* Marks&Spencer'dan aldığı mayoyu güvenlik butonu ile
dışarı çıkarmak istemiş ve mağaza alarmın çıkardığı gürültüden
ayağa kalkmış.
* Yemeğini yer yemez Kingston'daki sinemaya giden grubumuza
yetişmek için farkında olmadan terlikleriyle evden dışarı fırlamış.
* Fotoğraf makinesi ile BigBen'in resmini çekerken makine
birden durmuş, çok sinirlenmiş, çok uğraştıysa da çare bulamayıp lider
cana danışmış. Lider can olayı hemen çözmüş. Meğer 36'lık zannetiği
poz aslında 24'lükmüş.
* Çok iyi basketbol oynadığı için Brighton'daki
oyuncakları muhteşem atışları ile toparlamış. Diğer canlar için de
oynamış ve sonunda dükkan sahibi daha fazla hediye vermemek için canın
oynamasını yasaklamış.
* Brighton'da "son 5 Pound'umu acaba nerede
harcasam?" diye kara kara düşünürken, rüzgar elindeki parayı denize uçurmuş
ve iskeledeki görevlilerin bütün çabalarına rağmen paraya elveda demek
zorunda kalmış ve ceza olarak kendisine 1 hafta süreyle tüm tekliflerimize
rağmen kola almamış.
* Telefon kartını pantolonun cebinde unutup yıkaması için
ailesine vermiş. Yıkandıktan sonra cebinden çıkardığı telefon kartının
PIN numaraları silindiği için kartı bir daha kullanamamış.
* Brighton'da İtalyan kızlar beraberce fotoğraf çektirmek
için yolunu kesmiş ve ne olup bittiğini anlayamadan diğer arkadaşlarını
da çağırmak istemiş, bu sefer kızlar kabul etmemiş ve sonunda beraberce çekilmişler.
* Bir film ilanı görmüş ve hemen lider cana "bu
filme gidelim" demiş. Halbuki film diye gösterdiği Dixons'daki Sony
Playstation'ın reklam afişiymiş.
* Yine kulaklıkla müzik dinlerken "Kıymetimizi
bilin" cümlesini "Queen Elizabeth" diye anlamış.
* Richmond Park'ta top oynarken topu göle kaçırmış ve
tam 45 dakika sonra türlü denemelerle topu karşı kıyıdan yakalamışlar.
Bu sırada tüm canlar helikopter, kuğu, yaban kazı ve akıllı bir köpekten
yardım istemişler.
* Brent Cross Shopping Center'da gezerken lider candan
"Toys R Us'ın oyuncak bölümüne girelim" diye ricada bulunmuş.
* Natural History Museum'da gezerken ansızın karşısına
çıkan şişman birisinden özür dilemiş. 1 saniye sonra karşısındaki kişinin
kendisine ait tepe aynasındaki görüntüsü olduğunu anlamış.
* Tottenham Court Road'da Travelcard'ını bilgisayarlı
turnikelere sokmuş kartı almış fakat kapı açılmamış. "Seek
Assistance" yazısı dahi çıkmamış. "Neler oluyor yahu?" diye
kendine sorarken çok geçmeden durumu anlamış. Meğer kartı kendi slotuna değil
yan tarafın slotuna sokmuş.
* Richmond'daki bir pubda Lider canların sorduğu "Süleyman
Demirel Türkiye'nin kaçıncı Cumhurbaşkanıdır?" sorusunu bir türlü
İngilizceye çevirememiş ve 3 hafta kadar düşündükten sonra "Süleyman
Demirel is which'inci president of Turkey?" olarak tercüme etmiş.
* St. James's Park'ta arkadaşının sırtlarına pisleten kuşları
görünce katıla katıla gülmeye başlamış. Gülmesi bittiğinde ayağa
kalkmış ve bu kez arkadaşları ona gülmeye başlamış, meğer yanlışlıkla
o da kaz pisliğine oturmuş.
* Kingston'daki Dixons'da elektronik cihazları kendinden geçerek
incelerken, bir anda kendini demir parmaklıklarının içinde bulmuş ve yan
kapıyı görmeden "içerde kaldım" diye paniğe kapılmış.
* Waitrose'da satılan bir peyniri bir başka cana göstermiş.
"Hayret ya bu peynirin bozulduğunu görmüyor mu bunlar?" demiş.
Halbuki satılan Rokfor peyniriymiş.
* Gunnersbury istasyonunun adını "Gunner Sabri"
olarak değiştirmiş. Bu fikrini çok beğenmiş daha da ileri giderek bu
istasyonun ismini Türkçe'ye çevirmiş: "Silahçı Sabri"
* Sega'dan bir an önce çıkmak istemiş ama 6 kat aşağı
inmek aklına gelmemiş. Bunun üzerine biraz düşünmüş ve direkt 1. kattan
gelen yürüyen merdivenlerden ziyaretçilerin şaşkın bakışları arasında
ters yönde koşarak ve özür dileyerek zor da olsa geri dönmeyi başarmış.
* Tesco'da canı konserve balık çekmiş ve bir tane eline
almış. Tam kasaya ödeme yapmak üzereyken "Aaamanın" demiş ve sıradan
çıkıp konserveyi aldığı yere bırakmış. Meğer aldığı, balık içerikli
kedi mamasıymış
* Wembley'e giderken walkmanı ile müzik dinliyormuş.
Dinlediği kasetten sıkılmış ve diğer canlara sormuş "Ayna var mı?".
Lider can da dalgın dalgın aynasını çıkarmış ve cana uzatmış.
* Chessington'daki son yarım saati değerlendirmek istemiş
ve en az 5 tane oyuncağa daha binmiş. Eve dönerken otobüstekiler "sarhoş
galiba" diye dedikodu yapmışlar.
* Kolundaki uzaktan kumandalı saati ile önünden geçtiği
bütün vitrinlerdeki televizyonları kapatmış.
1998 yılında Amerika'dayken....
* Zürih'te kaldığı otel odasında duşu görmüş ama
tuvaletin olmadığını farketmiş. Dayanamayıp lobiye inmiş ve ana tuvaletin
nerede olduğunu sormuş. Uzun bir uğraştan sonra otelde ana tuvaleti bulmuş.
Odasına döndüğünde ise elbiselerini asmak için gardrobun kapısını açmış
ve karşısına kendi tuvaleti çıkmış. Meğer duş ile tuvalet ayrı bölümlerdeymiş.
* Swissair ile New York'a yaklaşırken hostes uçakta dağıtılan
kulaklıkları toplamaya gelmiş ve diğer can güzel hostese bir jest yapmak için
arkadaşının kulaklığını da uzatmış. Çok geçmeden "kulaklığım
kayıp gördün mü?" diye sormuş ve arkadaşı eyvah deyip ayağa fırlamış.
Meğer yanlışlıkla arkadaşının kulaklığını hostese vermiş.
* Barbekü partisinde dağıtılan kola kutuları üzerindeki
"Caffeine Free" yazısını okumuş ve Amerikalılara hayran olduğunu
itiraf etmiş. Nedenini soran diğer canlara "Baksanıza Cafe in free
diyor. Demek ki Amerika'daki kafelerde bedava dağıtılıyor" demiş.
* Yine bir barbekü akşamında vişne aromalı Cocacola'yı
içmiş ve beğenememiş. "Bari kahveli olanını deneyeyim belki güzeldir"
diye eline almış ve içmiş. Normal koladan pek bir farkı olmadığını görmüş
ve emin olmak için kutusuna bir kez daha bakmış. Tahmin ettiğiniz gibi içtiği
kola yine "Caffeine Free" yani kafeinsiz kola imiş.
* Metrokartını otobüste slipleyeceği bir yer aramış.
(New York'ta metrokartlar sadece metrolarda sliplenir, otobüslerde ise kart
yuvasına itilir)
* Kampüste Tayvanlı arkadaşlarına Türkiye'yi tanıtırken
kuzeyde "Black Sea"nin, güneyde de epey bocaladıktan ve diğer
canlara danıştıktan sonra sonra "White Sea"nin bulunduğunu anlatmış.
(Aman dikkat ! Akdeniz'in İngilizce'de karşılığı
"Mediterranean"dır)
* Fire Island'da tekne turu yaparken burayı Kaunos'a
benzetmiş ve hızını alamayarak orada balık avlayan Amerikalılara
"Rastgele!" diye bağırmış.
* Amerika'nın en büyük elektronik mağazalarından bir
olan Wiz'in vitrininde gördüğü adama dikkatle bakmış. Çok geçmeden adamın
dev televizyonda sadece bir görüntü olduğunu anlamış.
* Central Park'ta yürürken o kadar çok acıkmış ki,
parkta hareketsiz duran sincapları Mc Donald's'ın hamburgerleri zannetmiş.
* Washington dönüşü çok acıkmış ve mola vereceğimiz
yere kadar dayanamayacağını belirterek "keşke bir önceki
Mc.Donald's'da dursaydık" demiş. Lider can Washington'dan mola yerine
kadar hiçbir Mc. Donalds bulunmadığını söylediğinde "Yaaa bana ne az
önce kamyon şoförünün elinde Mc Donald's Milk Shake gördüm" diyerek
lider cana kafa tutmuş.
* LIRR treni ile New York'a giderken şişman bir kadınla
koridorda karşılaşmış ve tekrar koridorun başına dönerek kadına yol
vermek zorunda kalmış.
* Kampüste diğer canlarla sohbet ederken sandalyeye oturmuş
ve bir sıcaklık hissetmiş. Birden ayağa fırlamış ve arkasına bakmış.
Meğer çorbanın üstüne oturmamış mı?
* Kampüse dönerken canlara teker teker şaka yaparken hızını
alamamış ve grubun içinde zannetiği diğer yabancı canlara da şaka yapmış.
1999 Yılında Londra'dayken
* Mc Donald's da arkadaşının patatesinden otlanırken, yanındaki
kendisine garip garip bakmış. Neden bu adam bana dik dik bakıyor diye düşündüğü
sırada gerçeği anlamış. Meğer yandaki tepsi adama aitmiş.
* Adnan Menderes Havalimanında pasaport kontrolü olduğunu
farketmeden polislerin şaşkın bakışları arasında diğer koridora geçmek
istemiş
Öğrencilerimizden hikayeler geldikçe burada yayınlamaya
devam edeceğiz...