Niçin özellikle İngilizce?
Öncelikle yabancı dil eğitimi konusunda oldukça duyarlı olmak gerekir. Günümüz koşullarında yabancı dil bilgisi olmayan kişiler ne yazık ki iş dünyasında tutunamamaktadırlar. İngilizce tüm dünya ülkelerinde uluslararası dil olma özelliğini korumaktadır. Öyle ya, dünya üzerinde İngilizce'nin önemini anlatmaya kanımızca gerek yok. Günümüzde de artık dikkat edilirse Türk gazetelerinde eleman ilanları artık İngilizce verilmektedir. Bırakınız İngilizce'yi artık ikinci dilin de arandığı bu piyasa koşullarında artık "İngilizce bilmiyorum" diyen bir eleman için bu, büyük bir dezavantajdır, açıkça, kişinin hiçbir zaman yüksek bir kariyere ulaşamayacağı anlamına gelmektedir. Özet olarak herkes tarafından bilinen bir gerçek vardır ki o da yabancı dili olmayan bir kişinin hiçbir zaman iş hayatında başarılı olamayacağıdır. Akşam Gazetesi'nin 29 Şubat tarihli baskısının 9. sayfasında, gazeteci Nilgün Karataş'ın Vehbi Koç ile vefatından önce yaptığı bir röportaj sırasında bu başarılı işadamının "....Gençlere iş dünyası ile ilgili tavsiyelerim de bizim yaptıklarımızı görüp, ders almalarıdır. Gençler muvaffak olmak için: iyi eğitim görmeliler, ayrıca yurtdışına gitmeli, dil bilmeli, ve çok çalışmalı, eğlenmeyi dinlenmeyi de bilmeli ve programlı yaşamalı. Lisan bilmeyen gençlerin çalışmalarında muvaffak olmasına imkan yoktur...." şeklindeki sözleri, tüm gerçekleri ortaya koymaktadır. Gazete kupürü için buraya tıklayınız
Niçin yurtdışında eğitim?
Evet, bu soru üzerinde biraz durmak istiyoruz. Bildiğiniz gibi, Türkiye'de
İngilizce eğitimi veren bir çok kuruluş var. Bu kuruluşlarda verilen eğitim
gerçekten düzeyli ve kalitelidir. Ne var ki bu düzeyli eğitimde edinilen
teorik bilgileri kişi, evine gidince pratiğe dökememektedir. Eğitim ve
öğretimin temel prensibi, teoriden sonra mutlaka pratiğin yapılmasıdır.
Bu, iyi bir öğrenim için esansiyel bir unsurdur. İngilizce öğrenmek, araba
kullanmayı öğrenmek gibidir. Şoför adayı okulunda önce teorik bilgileri
alır sonra arabada bunu pratiğe döker. Sadece teorik bilgilerine dayanarak
arabayı kullanabilmesi mümkün değildir. Sonuçta gerçek bir öğrenim için
pratik yapmak, başarının gerçek sırrıdır. Ne var ki bu mekanizmanın Türkiye
koşullarında işlemesi olanaksızdır. Edindiğimiz bilgilerden sonra pratik
yapılması gerekirken pek çoğumuz ailemizle Türkçe'mizi ilerletmekteyiz.
Bu çok doğal olarak kimsenin suçu değildir.
Bir de yurtdışındaki duruma bir göz atalım: Öğrenci İngilizce'yi ana dili olarak konuşan bir İngiliz ve Amerika'lı öğretmenden aldığı İngilizce bilgilerini akşam İngiliz ailesinin yanında pratiğe rahatça dökebiliyor. Üstelik bu bilgiler sadece o gün ile sınırlı kalmıyor. Bundan böyle Amerika ve İngiltere'de geçirdiği her gününde bu öğrendiği bilgileri rahatça kullanabiliyor. Bir de olayı kelime öğrenme açısından ele alalım. Kontrollü olarak kaderi ile başbaşa bırakılan öğrenci örneğin bir alışverişte geçen kelimeleri öğrenmeyi zorunlu olarak görüyor ve bu, kelime dağarcığını geliştirici mükemmel bir kamçılayıcı etmen oluyor. Suni olarak yaratılan bir ortamda öğretilen kelime sayısı ile yaşayarak öğrenilen kelime sayısı arasında uçurumlar vardır. Bu, tüm eğitmenler tarafından ispatlanmış bir gerçektir.
Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve şu soruları cevaplayın ya da çocuğunuzun cevaplamasını isteyin. Özel bir yabancı dil kursunu bitirdiniz. Gerçekten İngilizce konuşabiliyor musunuz? Lise ya da kolejde aldığınız İngilizce eğitiminden geriye neler kaldı? Şu an oturup bir İngilizce mektup yazabilir misiniz? Karşınıza bir turist çıkıp size "İzmir - Konak meydanı nerede?" şeklinde bir soru sorsa, oraya nasıl gidileceğini İngilizce tarif edebilir misiniz ? "Süleyman Demirel Türkiye'nin kaçıncı cumhurbaşkanıdır?" şeklindeki bir soruyu İngilizce'ye çevirebilir misiniz? (buraya dikkat! soruyu çevirmenizi istiyoruz cevabı değil). Lütfen sınayın kendinizi. Eğer bu sorulara olumlu ve doğru yanıtlar verebiliyorsanız Amerika ve İngiltere'ye sizi turist olarak davet ediyoruz. Eğer olumsuzluklar varsa bu işi en kısa zamanda ciddiye almanızı tavsiye ederiz.