İngiltere ve Amerika'da toplum kuralları nasıldır? nelere dikkat etmem gerekir?
 İngiltere'de temizliğe, düzene, sessizliğe, dakik olmaya ve saygıya önem verilir. Kibarlık önemli bir kavramdır İngilizler'de... Aileye karşı çok kibar olunmalı, sofrayı terkederken özür dileyerek sofradan kalkılmalıdır. Ağzı dolu konuşmak saygısızlık olarak değerlendirilir. Size yiyecek, içecek teklif edildiğinde "hayır istemem" yerine "hayır teşekkür ederim" demek ya da "evet isterim" yerine "evet lütfen" demek hakkınızda olumlu izlenim uyandırır. Geziye katılan öğrencilerimiz, İngiliz toplumunun bir parçası olacağı için bu konularda titiz olmalıdırlar. İngilizlerin örf ve adetleri Türk'lerinkilerle büyük benzerlik gösterir. Örneğin yaşlılara ve özürlülere herşey öncelikli olarak sunulur, otobüslerde yaşlılara yer vermek bir gelenektir, toplu taşıma araçlarında inen daima önceliklidir, televizyon kanallarında topluma uygun olmayan filmler gösterilmez, insana değer verilir, yaya geçitlerinde yayaya yol vermemek en büyük trafik suçudur. Yaya geçidine adımınızı attığınız anda tüm trafik sizin için durur. Ülkede ambulans, polis ve itfaiye, kazazedenin bulunduğu noktaya 5 dakika içinde gelmeyi garanti eder. Ulaşım sistemi dünyadaki en gelişmiş sistemdir. Eğer bir tren 10:54'te gelecekse kesinlikle o dakikada gelir. Yollara gelişigüzel çöp atmanın ya da tükürmenin cezası büyüktür. Buna karşın çoğu yerde elinizde bulunan bir kağıdı atacak çöp kutusu bulamazsınız ve gün boyu onu cebinizde taşırsınız. İngilizler sokaklarını evleri gibi temiz tutarlar ve çoğu aile evlerine girerken ayakkabılarını çıkarırlar... ilginç değil mi?.

Amerika'da ise temizlik konusunda özellikle New York için fazla bir şey söylemeye gerek yok. Başarılı belediye başkanı elindeki teknoloji harikası temizlik cihazlarlarıyla şehri temiz tutmaya karalı görünse de, bir çok yabancıyı barındıran New York'ta elindeki çöpünü gözümüzün önünde yere atan insanlara zaman zaman rastladık. Buna rağmen şehrin çoğu caddesi temizdir ve sürekli ekipler dolaşmaktadır. Amerikalı'lar İngilizler kadar dakik olmasalar da onların da belli prensipleri vardır. otobüslerinde özürlü vatandaşları için özel mekanizmalar vardır. İngilizler kadar olmasa da nezakete önem verirler. Gürültüye pek aldırış etmezler çünkü gürültü ve şamata yabancılardan alışkın oldukları kavramlardır. Yine "hayır teşekkür ederim" ve "evet lütfen" kuralı Amerikalılar için de geçerlidir. Bir sonraki sorumuzda diğer bilgileri de iletelim.

İngilizler nasıl insanlardır?
 İngilizler çok duygulu insanlardır. Duygusal bir filmde neredeyse bütün sinemanın ağladığına şahit olduk. İngilizler aynı zamanda muzip insanlardır. En çok sevdikleri şeylerden biri de sakız çiğnemektir. Duygularını belli etmek için olmadık yerlere yapıştırırlar. Beğenmedikleri bir kişinin resminde sakızın yapışacağı ilk yer o şahsın burnudur. Protesto aracı olarak da kullandıkları bu sakız, İngiltere'nin tüm caddelerinde siyah noktalar şeklinde görülür ve bir dekor oluşturur. Caddelerde metrekareye ortalama 30 çiğnenmiş sakız düştüğünü söylersek bizlere inanır mısınız? Grafiti'nin (duvar yazısı) en güzel örneklerini göreceğiniz bir ülkedir. Sıralarına çok sadıktırlar. Bizdeki gibi "hadisene kardeşim iki saat seni mi bekleyeceğiz?" gibi bir çıkışı beklemeyin, sabırla kendileri ile ilgilenecek birini ya da sırasını bekler. Çok ama çok okurlar. Sabah akşam demeden, ellerinde mutlaka bir kitap, bir gazete vardır, ayakta ya da oturarak... hiç farketmez, sadece okurlar ve kesinlikle konuşmazlar. Günlük gazeteleri okuduktan sonra otobüs ve metrolarda başkalarının da okuması için koltukların üzerlerine bırakırlar. Buna rağmen gazete satışları daima üst sıralardadır. En büyük zevkleri okurken yanlarında satın aldıkları kahveyi ya da çayı yudumlamaktır. Müşteri olarak girdiğiniz bir mağazada sizi ihmal edip asla başka bir müşteri ile ilgilenmezler. Çok kibardırlar. Yürürken yanlışlıkla siz çarpsanız dahi onlar sizden özür dilerler. Amerikalılar kadar olmasa da sıcak kanlı ve yardımseverdirler. Kuralcıdırlar, kuralları ile yaşarlar, asla belirledikleri kriterlerin dışına çıkmazlar. En sevdikleri mekan publardır. Hafta sonları aile dostları ile publarda buluşup hep birlikte beceri oyunları oynarlar. İnsan hayatına çok değer verirler, bu nedenle çok gelişmiş ilk yardım ve sağlık sistemleri vardır. Bu nedenle Londra aynı zamanda hastaların şifa bulduğu dünya üzerindeki önemli sağlık merkezlerinden biridir. Vatandaşlarını ve ziyaretçilerini tehlikelere karşı daima anonsla uyarırlar. Tren ve platform arasında kalan 20cm uzunluğunda bile olmayan bir boşluğu "Mind the gap!" diye defalarca anons ederek yolcuları uyarırlar. Londra'da öğrencilerimizin en çok duydukları söz budur. Biri ile tartışırken ona dokunduğunuz anda suç işlemiş sayılırsınız. Şikayet ettiğinizde polis hemen tutanak tutar ve gerekli işlemleri yapar. Rüküş ama tertemiz giyinirler. Asla ama asla ter kokmazlar. Şehirlerarası otobüslerde ayağa kalmak yasaktır ve her koltukta bir emniyet kemeri vardır. Otobüs şoförleri genellikle, aslında %90'ı desek daha doğru olur prensip sahibidir ve belleklerinizde canlandırdığınız İngiliz imajını olduğu gibi yansıtır. Otoyollarının kenarlarında 10cm ara ile dizilmiş beton bloklar bulunur. Sürücü uyuduğu anda araba bu beton parçacıkları üzerinde şiddetle sarsılır ve sürücüyü uyandırır. Yolları Amerika'da bulunan yollardan çok daha geniş ve pürüzsüz, üstelik ücretsizdir; işaretler ve levhalar çok iyi düzenlenmiştir, sürücüye her türlü bilgiyi verir. Trafik düzenlerini ters olarak nitelemez, aksine bizlerin ters düzeni olduğunu vurgularlar ve sizi bunu söylediğinize bin pişman ederler. (Tarihten kalma bir alışkanlıktır, açıklaması Londra'da). Şans oyunlarını çok severler, hayatları sayısal lotodur. Sabah kahvaltılarında peynir yediğinizi söylerseniz, yüzlerini buruştururlar, peyniri yemeklerden sonra şarapla yenilmesi gerektiğini sizlere bildirirler. Ne diyelim? işte zevkler ve renkler...Yeşil alan hayat felsefeleridir. Bizim müteahhitlerin uğrunda can verecekleri değerde arsalara sahip olmalarına karşın yeşil alanları gözleri gibi korurlar. Bu alanlarda futbol oynayarak yetişen gençlerin her biri bu olanaklar sayesinde geleceğin birer futbol yıldızıdırlar. Şehir içi ulaşımın ne kadar iyi gelişmiş olduğundan bahsetmiştik. Dünyanın en uzun yürüyen merdivenleri Londra'dadır. Yürüyen merdivenlere binerken daima merdivenin sağında bulunurlar. Sol taraf acelesi olanlar ve koşanlar içindir. Travelcard ücretleri biraz yüksek görünse de İngilizler metrolarda vatandaşını yürütmezler. Bu bedelin karşılığını fazlasıyla alırsınız. Şoförleri dikkatlidir ama tali yollardan gelen araçların son anda fren yapmalarına bir türlü alışamadık. Bir de 2 katlı otobüslerde ilk kez yolculuk yapan turistler, otobüsün üst tarafında ve önünde oturuyorlarsa öndeki araca ya da duraklara çarpıyormuş hissine kapılarak dehşet anını yaşarlar. Kimseyle ilgilenmezler, dedikodu nedir bilmezler. İnsanları süzmek gibi bir huyları yoktur. Çok zor bir durumda kalmadıkça ve gerçekten sinirlenmedikçe korna çalmazlar. Korna, bir çeşit protestodur ve hatta yeri geldiğinde küfür anlamındadır. Motorsiklet ve bisiklet kullanıcıları arabaların aksine şehir içinde aşırı sürat yaparlar. Egolarını bu şekilde tatmin etme yolunu seçerler. Bisikletlerin ön tekerleri anında çalınır. Ön tekerlerleğe ikinci bir kilit takmayı akıl edenlerin sayısı, bisikletini kilitledikten sonra tekerleğini yanında götürenlerin sayısından daha azdır. Eğlenmeyi çok severler. Her yıl düzenli olarak ağustosta yapılan Notting Hill Gate karnavalında kendilerine göre vur patlasın çal oynasın eğlenirler. Bu eğlenceyi bizler de kaçırmıyoruz tabii. Kedileri ve köpekleri çok şirindir. Sokakta yaşamadıkları için hepsi besili ve bakımlıdır. Evlerinin %90'ında bahçeleri vardır. Bahçeleri birer peyzaj harikasıdır. Rengarenk çiçekleri ve ahşap süslemeleri insanın ömrüne ömür katar. Bir kişi gelip de o çiçekleri koparmaz. Göz zevklerine önem verirler. Evlerin çoğu dublex hatta triplekstir. Türkiye'deki gibi sıkışık oturma düzeni yerine geniş mekanlarda ve bol bol yeşil alan bırakarak yerleşmişlerdir. Park sorunları yoktur. Şehir dışında oturan vatandaşları arabalarını metro istasyonlarındaki katlı otoparklara park ettikten sonra tren ya da metro ile merkeze ulaşırlar. Kendi arabaları ile şehir merkezine gitmezler. Bunlar İngilizler hakkında düşündüğümüz anda ilk aklımıza gelenler... Londra'da onlarla beraber yaşayıp İngilizleri daha yakından tanıyacaksınız.
 

<< << << << <<------- Soru indexine dönmek için basınız.