New York'a gelince, uyku tam bir komedidir. Jet-lag olarak isimlendirilen bu etkiye karşı birtakım önlemlerimiz bulunmaktadır. Bizlerden 7 saat geri olan New York, öğrencimizin bütün uyku düzenini ilk 2 gün altüst eder. Gündüzün bir türlü bitmek bilmediği gidiş yolculuğumuz sonucunda öğrencilerimiz New York saati ile öğleden sonra saat 5'de esnemeye başlarlar. Gece 10'a kadar zor dayanan öğrencilerimiz olduğu kadar hiçbirşey olmamış gibi koşup top oynayan, etrafına gülücükler dağıtan öğrencilerimiz de bulunmaktadır. 2 gün içinde tüm grubun uyku düzenini sağlarız çünkü New York'a varır varmaz rutin programımızı hemen uygulamaya koyarız. Bu sayede gündüz öğrencimizin enerji harcamasını, dolayısı ile uykusunu düzenlemeye bu etkiyi kaldırmaya çalışırız. Dönüşte de uçağın sol tarafının gündüz, sağ tarafının ise gece olduğu bir ortamda ve 5 saatlik bir gece yolculuğu sonunda olan yine uykumuza olur. Bu kez anavatanımızda herkesin uyuduğu bir saatte bizler kahvaltımızı eder, geceyarısı televizyon programlarını epey bir süre izleriz. Çünkü dönüşümüzde Deren Koray'ın aktivite yüklü proğramları Türkiye'de olmayacak ve öğrencimiz gündüz yorulmadığı için bayrağı en son çeken kişi ünvanını elinden bir süre bırakmayacaktır.
Ya ailemi ve evimi özlersem?
Londra ve New York'ta o denli meşgul olacağız ki ailenizi özlemeye
zaman bulacağınızı sanmıyoruz. Şaka bir yana ilk 2 gün dışında bu konuda
bugüne kadar bir problemle karşılaşmadık. Hatta bize ailelerini özlemediklerini
ve bunun anormal bir durum olup olmadığını soran öğrencilerimiz bile bulunmaktadır.
Olaya bir de öğrencilerimizin dünyasından bakmak gerekir. Bizler öğrencilerimizi
asla kısıtlamayız. Onlar annelerinin ve babalarının bulunmadığı bir ortamda
özgürlüğün tadını çıkarmak isterler. Öğrencinin bilinçaltında yatan gerçek
budur. Kendisine karışan, sürekli uyaran, yeri geldiğinde bağıran kontrolörler
olmadığı için kuşlar kadar özgürdür. Anne babalar yerine bizlerin devreye
girdiği anlar elbette oluyor ancak, ebeveynler her konuda hassas oldukları
için, yaz okullarını özgürlük dönemi olarak nitelendiriyoruz. Onlar özgürdür:
Saçlarını spreylerle boyarlar, kollarına çıkartmalar yapıştırırlar, kot
pantolonlarını yırtarlar, bağırırlar, "altta kalanın canı çıksın" oynarlar,
diskolarda çılgınlar gibi dans ederler, bağıra bağıra şarkı söylerler,
duygulanırlar, ağlarlar, severler, sevilirler, futbol oynarlar, film seyrederler,
yüzerler, lunaparkta istedikleri oyuncaklara binerler, video oyunları oynarlar,
özgürce alışveriş yaparlar hayatlarını yaşarlar. Sık sık broşürlerimize
yazdığımız "Takıl DK'ye hayatını yaşa" sloganı, öğrencilerimiz tarafından
bizlere hediye edilmiş bir slogandır. Bizler çocuklarımızı sıkmaz bu gibi
deşarj olacakları aktivitelerde onları serbest bırakırız hatta destek bile
oluruz. Onların eğlendiğini gördükçe bizler mutlu oluruz. Bizler için öğrencilerimiz
aynı zamanda çocuklarımızdır. Biz, onlara liderlikten önce annelik, babalık
ve ağabeylik yaparız. Bu, bizi diğer programlardan farklı kılan en önemli
özelliğimizdir. Sizlerden kitabın sonunda yeralan öğrencilerimizin bizlere
yazdıkları mektupları okumanızı rica ediyoruz. Yorumu yine sizlere bırakıyoruz.