|
LONDRA'DAKİ
AKTİVİTELERİMİZ
LONDRA YAZ OKULU PROGRAMIMIZDA ÖĞLEDEN SONRALARI VE HAFTA
SONLARI GEZECEĞİMİZ MERKEZLER
(Resimleri,
sanal Londra turumuzda izleyebilirsiniz. Her bölge için ayrı bir
link verilmiştir)
Greenwich: Thames Nehri üzerinde yeralan
bu şirin semt, 16. yüzyılın sonlarından itibaren denizcilerin
mekanı olmuştur. Greenwich'e gezimiz Thames nehri üzerinde
ulaşımı sağlayan gezi motorları ile başlar. Thames nehri
üzerinde gezerken Londra'nın sembolü olan
Tower
Bridge'in altından geçmek, ikinci dünya savaşından günümüze
kadar gelen HMS Belfast savaş gemisini ve daha bir çok tarihi
yeri gözlemek gezinin en güzel anlarından biridir. Bu gezide
İngiliz rehberler gemide, gezi boyunca bizlere açıklamalar
yapacaklardır. Greenwich limanına vardığımızda 19. yüzyılda
sürekli çay taşıyan ve 1950 yılından beri orada demir atmış olan
tarihi yelkenli "Cutty
Sark" bizleri karşılayacaktır. Arkanıza baktığınızda antika
eşyaların satıldığı büyük bir market göreceksiniz. Birşeyler
almasanız bile burayı gezmek oldukça ilginçtir. Royal Naval
College, National Maritime Museum gözlerden
kaçmamalıdır.
Greenwich
Park'a yürürken acıktığınızı hissedeceksiniz ve bu geniş
alanda güvercinlerle birlikte "packed lunch" larınızı
yiyeceksiniz. Aynı anda bu parkta birdirbir oynamak D&K
International öğrencilerinin bir geleneğidir. Dik bir tepenin
doruğunda bizleri Old Royal Observatory bekler. 1675 yılında
kurulmuş olan bu rasathane bugün müze olarak düzenlenmiştir.
Herkesin kolunda bir saat olur da, koskoca dünyanın bir saati
olmaz mı? Bu saate göre her D&K'li kendi kol saatini ayarlar ve
biri saatinin doğru olup olmadığını sorduğunda "Greenwich
ayarlıdır" diyerek gülümser.
Greenwich'te
0
meridyeninin geçtiği noktayı görmemek büyük eksikliktir. Bir
ayağınızı dünyanın doğusuna, diğer ayağınızı dünyanın batısına
koyacaksınız. İçinizi garip bir duygu kaplayacak. Bu noktanın
aynı zamanda 2000 yılının başlangıç noktası olduğunu biliyor
muydunuz? Rasathanenin çatısına baktığınızda kırmızı bir top
dikkatinizi çeker. Bu top 1833 yılında kullanılan dünyanın ilk
görsel saatidir. (Ayrıntılı bilgi Greenwich'te). Buradan Londra
bir başka görünür. Resimlerimizi de çektikten sonra
Greenwich Market'e hareket ediyoruz. Burası gemi
maketlerinin, el işlerinin, hediyelik eşyaların, CD'lerin ve
kitapların satıldığı büyük bir markettir. Cutty Sark'a
geldiğimizde Thames Nehri'nin 2 yakasındaki kubbelerle
karşılaşırsınız. Bunlar bina değil 60 kişilik büyük
asansörlerdir. Bunların nereye indiğini tahmin ediyorsunuz?
Tabiki
nehrin dibine. Her iki yakayı birbirine bağlayan
Greenwich Foot Tunnel'dan geçerken soğuktan, biraz da
korkudan titrediğinizi hissedeceksiniz. Üzerinizden koskoca
Thames Nehri'nin geçtiğini düşünmeye cesaret edebileceğinizi
zannetmiyoruz. Her ne kadar yasaklansa da tünelin, amatör
müzisyenlerin şarkıları ile nasıl şenlendiğini göreceksiniz ve
şarkıcılarla beraber siz de tempo tutacaksınız. Derken ikinci
asansörü göreceksiniz. Bu asansör bizleri yukarı çıkaracak olan
asansördür. Parka vardığımızda artık bir dondurma yemenin zamanı
geldiğini düşünüyoruz. Buradan geçtiğimiz yerleri görmek oldukça
güzel. Eğer daha yakından görmek isterseniz 20 Pence'iniz hazır
olmalı. Bunu paralı dürbüne atarak arzu ettiğiniz bölgeyi
yakından inceleyebilirsiniz. Şimdi 21 Yüzyılı yaşamaya hazır
mısınız? Eğer hazırsanız ellerimizdeki travelcardlarla
Docklands Light Railways'i kullanacağız.
Island Gardens'dan bindiğimiz Hafif Raylı Sistem ile 21.Yüzyılın
iş merkezlerini yukardan gözlerken tepkinizi merak ediyoruz.
Canarian Wharf'ta bir mola veriyoruz. Buradaki çevre düzenlemesi
ve ultramodern mimari sizlerde hayranlık uyandırır. Buraları
gezerken fotoğraf makineninizi elinizden düşürmeyeceksiniz.
Yolculuğumuza hafif raylı sistemle devam edip Bank istasyonuna
ulaşıyoruz. Buradan Central Line ile Tottenham Court Road'a
geçip Leicester Square'e ulaşıyoruz. Bu arada hava kararır ve D&K'liler
Londra'nın tempolu ve çılgın gece hayatına merhaba der. Sokak
konserleri, illüzyon gösterilerini izlemeden, Fun Land'de ve
Sega World'de doyasıya eğlenmeden önce Mc. Donald's, KFC, Burger
King, Pizza Hut, Mövenpick veya Sofra'nın zengin menülerinden
birini seçerler. Daha sonra Piccadilly Circus bizleri neon
ışıkları ile karşılar ve London Night by Night'ın birinci bölümü
sona erer.
Camden
Town: Eğer rock, pop, heavy metal müziği tutkunuysanız bu
müzik tarzlarının aksesuarlarını ve antika eşyaları seviyorsanız
Camden
Town gençler için biçilmiş bir kaftandır. Burası Londra'nın
en ilginç pazarlarından biridir. Burada Little Venice'nin
uzantısı olan su kanallarındaki gezi motorları dikkatinizi
çekecektir. Burada yapacağımız 90 dakikalık bir tur, ömrünüze
ömür katacaktır. Burayı çok seveceksiniz. Eğer taze hindistan
cevizi hiç yemediyseniz burada tatmanızı tavsiye ederiz.
Unutmadan canınız taze meyve çekerse, buradan çok ucuza
alabilirsiniz.
Oxford Street: Londra denince
akla gelen ilk caddelerden biri
Oxford
Street'tir. Eğer Newyork'taki Broadway'i görmediyseniz, bu
cadde eminiz ki hayatınızda gördüğünüz en hareketli ve en canlı
caddedir. Burası alışveriş için biçilmiş bir kaftandır. Tarihi
çift katlı otobüsleri, geleneksel siyah taksileri, Marks &
Spencer, C&A, Selfridges, Byrite, Boots, Woolworth, Littlewood,
Olympus, John Lewis, Mark One gibi modern alışveriş mağazaları,
HMV,
Virgin Megastore, Our Price gibi dev video-müzik mağazaları,
meyve satan marketleri, pizza büfeleri, elektronik eşya
mağazaları, bilgisayar marketleri, bilgisayar oyun mağazaları,
eğlence klüpleri, dil okulları, tiyatroları ve sinemaları ile
turistlerin yoğun olduğu bir
caddedir.
Burayı eminiz ki siz de seveceksiniz. Bu arada bu caddede
satılan şekerle kavrulmuş fıstığı tatmanızı tavsiye ediyoruz.
Özel bir gecemizde bu caddede yeralan Londra'nın en ünlü Türk
restoranı Sofra'da Türk yemeklerini yemek yine D&K International
öğrencilerinin bir geleneğidir.
Leicester
Square: Burası dünyaca ünlü bir
meydandır.
Amatör müzik gruplarının konserlerini burada dinleyebiirsiniz.
Leicester Square'de İngiliz'lerin geleneksel menüsü olan fish &
chips'i (norveç balığı ve parmak patates) burada tadabilirsiniz.
1 Pound'a pizza satan ve yanında ücretsiz salata veren
restoranlar, KFC, Burger King, Mc Donald's, Pizza Hut gibi
dünyaca ünlü fast food mağazalarının yanında Meksika, Çin ve
Japon restoranları, Londra'nın en ünlü diskolarından olan
Hippodrome ve Equinox Disco burada yeralır. Şans oyunlarının da
oynandığı bu alan, mini bir Las Vegas görünümündedir. Amerikanın
Sinema devi Warner Bros'un büyük bir sinemasının yanında Odeon
ve Empire gibi dev sinema salonları yine bu
meydandadır. Leicester Park'ında dünyanın önemli şehirlerinin
bulunduğunuz noktadan uzaklıkları levhalarda yazılıdır. Bu
levhaları okurken dünyanın merkezinde olduğunuz hissine
kapılacaksınız. Parkın hemen yanında, Arnold Schwazeneger,
Sylvester Stallone gibi Amerikalı aktörlerin
el
izlerini görebilirsiniz. Hediyelik eşya mağazaları oldukça
ilginçtir. Swiss Centre'nin önünde taze bir portakal suyu içmek
enerjinizi arttıracaktır. Bu arada her saat ortaya çıkan Alp
senfonisini dinlemenizi hararetle tavsiye ediyoruz.
Buradaki
çanların melodi şeklinde çalması sizleri hayrete düşürecektir.
Hemen karşınızda sokakta portrenizi çizecek bir çok usta ressam
sizleri bekliyor olacak. Bu sanatçıların ne derece profesyonel
olduklarını film yıldızlarının çizilmiş portrelerini gördükten
sonra karar vereceksiniz. Geceleri Leicester Square görülmeye
değerdir. Burası o denli canlıdır ki kendinizi adeta
kaybedersiniz. Hele hele kabile danslarını seyretmek onlarla
Afrikalı yerlilerle birlikte
dansetmek
ayrı bir zevktir. Özellikle pazar günleri burası bir panayır
görünümündedir. Biraz ilerde de Piccadilly Circus bulunmaktadır.
Piccadilly
Circus: Evet gençler, %100 eğlenceye hazırsanız, size
Piccadilly Circus'u anlatmaya başlayabiliriz. Leicester
Square'den ayrıldığımız andan itibaren hemen sağ tarafınızda
baktığınızda hakkında sürekli haberler okuduğunuz dünyaca ünlü
film starlarının ve pop sanatçılarının bir araya geldiği Planet
Hollywood'u göreceksiniz. Bu restoranın vitrininde Star Wars'ın
film kahramanlarını gördüğünüzde sakın şaşırmayın. Bu
restoranlar zincirinin işletmeciliğini yine ünlü Amerikan film
starlarından Arnold Schwazeneger ve Sylvester Stallone
üstlenmiştir. Bu kalabalık meydanda gezerken sağ tarafta
Trocadero Centre gençleri çağırmaktadır. Hemen sonra yan tarafta
bulunan Emaginator'un sırasına giriyoruz. Bir uzay gemisinde ya
da çölde uçarak yolculuk yapmaya ne dersiniz? Bu yolculuk
sırasında nefesinizi tutacak, kendinizden geçeceksiniz. Evet bu
kadar heyecan yeter değil mi? Bir kat yukarı çıktığımızda
karşımıza uzay istasyonu gibi dizayn edilmiş,
şeffaf
yürüyen merdivenlerle bol ışıklı ilginç bir yere gelirsiniz.
Burası
Sega World'dür. 7.Eylül 1996 yılında açılan bu mega eğlence
merkezindeki atraksiyonlar kesinlikle sürpriz! D&K ile Londra'da
yaşayacak ve burayı kendi gözlerinizle göreceksiniz. Yürüyen
merdivenlerle bir üst kata çıktığımızda dünyanın hiçbir yerinde
bulamayacağınız bir eğlence merkezi sizleri ağırlayacaktır: Fun
Land, 3 boyutlu bilgisayar oyunlarının, çarpışan otoların ve
tilt makinelerin bulunduğu bir merkezdir. Oyunlarda başarılı
olan öğrenciler başarı fişleri kazanırlar ve bu fişlerin
karşılığında diledikleri hediyeyi alırlar. Burada birbirinden
ilginç araba yarışları ve uçak similatörleri ilginizi
çekecektir. Laser Bowl bölümü bowling meraklıları için idealdir.
Giant Screen'de gerçek bir araba kullanıyormuş hissine
kapılacağınızdan eminiz. Bu arada 6 kişilik savaş ekibini kuran
D&K'liler uzay gemilerinde lazer savaşlarına katılırlar ve
başarı fişleri kazanırlar. Diğerleri dilerseniz yine sürpriz
olsun.
Trocadero Center'deki Little Wood şeker mağazasından
dilediğiniz şekeri almak, dükkanları birer birer dolaşmak ayrı
bir zevktir. Dışarı çıktığımızda gençlerin buluşma noktası olan
Eros Heykeli'ni görebilirsiniz. Başınızı biraz yukarı
kaldırdığınızda neon ışıklı reklam panolarını göreceksiniz.
Buradaki renk
cümbüşü
sizleri cezbedecektir. Gece
Piccadilly Circus'u gezmek ayrı bir zevktir. Tabiki bu zevki
hep beraber tadacağız. Trocadero'nun yanında bulunan Rock Circus
tüm gençlerin ilgisini çeken çok ilginç bir eğlence merkezidir.
Burada Madame Tussaud tarafından yapılan Rock sanatçıların
hareketli heykellerini ve bunların kendi hit parçalarını
seslendirdiklerini göreceksiniz. Bu büyük konseri kesin
izlemelisiniz.
S t.
Paul's Cathedral: 7. Yüzyıldan beri çeşitli şekillerde inşa
edilen bu
katedrali bugünkü görünümüne kavuşturan mimar Sir
Christopher Wren'dir. İsmini 17 Ton ağırlığında olan çandan alan
St. Paul's Katedrali 111m. yüksekliğindedir. Prens Charles ve
Lady Diana bu kilisede evlenmişlerdir. Çiftin düğün resimlerini
içeride görmemiz mümkündür. Katedralin 30 m. yukarısında
ziyaretçilerin ilgisini çeken bir bölüm de Whispering
Gallery'dir. Mükemmel akustiği sayesinde bir duvarın yanından
fısıltıyla konuşsanız bile kubbenin karşısında bulunan bir başka
kişi sizi rahatça duyabilir. John Donne, Van Dyck, Amiral
Nelson, Christopher Wren gibi birçok ünlünün mezarları burada
bulunur. Katedralin
kubbesinden
Londra bir başka güzeldir, ne var ki kubbeye çıkmak, sonu
gelmeyen merdivenleri tırmanmak ve inanılmaz dar geçitlerden
geçmek genç D&K'lileri biraz zorlar. Londra'nın muhteşem
manzarası
ile karşılaşınca öğrencilerimiz tüm yorgunluklarını unuturlar.
Covent
Garden:
Covent
Garden'ın geçmişi 13. yüzyıla dayanır. Burası yine çok canlı
ve hareketli bir yerdir. Her köşe başında müzisyenlerin verdiği
konserleri ile meşhur olan Covent Garden'da geleneksel bir
İngiliz çayı içmek tüm yorgunluğunuzu alır. İllüzyon
gösterileri, ortaoyunları ve komedi şovları ilginizi çekecektir.
Dikkat ! burada kendinizi bir anda herhangi bir
şovun
içinde bulabilirsiniz. Meyvenin, sebzenin ve çiçeklerin
satıldığı bu alanda bulunan Jubilee Market'ta iğneden ipliğe
herşeyi ucuza alabilirsiniz. Alanın güneydoğusundaki London
Transport Museum'da 1830'dan kalma ilk motorlu taşıtların
sergilendiği bir müzedir. Pazar günleri kurulan panayırda
eğlenmenin tadı bir başkadır. Buradan ailelerinizi
arayabileceğiniz birçok telefon kulübesi bulunmaktadır. Rotamız
bundan sonra yürüyerek Leicester Square'dir. Bu yürüyüş, en
güzel yürüyüşlerden birisidir. Çünkü Leicester'i gören
etkisinden bir daha kurtulamaz.
Houses
of Parliament: Eskiden
Westminster sarayı olarak kullanılan bu yapıt, İngiltere'nin
sembollerinden biridir. Bina'da Lordlar kamarası ve Avam
kamarası olmak üzere iki bölüm bulunur. Bu tarihi yapıt ve
İngiliz yönetim sistemi hakkındaki bilgiler sizlere
verilecektir. Binanın doğusunda 13 ton ağırlığındaki çanı ile
ünlü olan Big Ben tüm görkemi ile göğe yükselir. 1750 yılında
köpeklerin geçmesine izin verilmeyen Westminster Bridge ile
Thames'in karşısına geçtiğimizde, buradan çekeceğiniz bir
fotoğraf, albümünüzdeki en güzel fotoğraf olacaktır. Gece burada
yürüyüş yapmanın tadı bir başkadır, bu mükemmel illuminasyonu
hep birlikte göreceğiz. Parlamento binasının hemen arkasında
dikkatinizi çeken tarihi yapıt Westminster Abbey'dir.
Westminster
Abbey: Bu
kilise
Londra'nın en eski ve büyük kiliselerinden biridir. 7.yüzyılda
küçük bir kilise iken 1723 yılında Wren, bugünkü yapıyı
oluşturmuştur. Uzunluğu 161 m. olan bu yapıt içinde bir çok
ünlünün mezarı bulunmaktadır. Charles Darwin, Isaac Newton,
Rudyard Kipling gibi pek çok değerli bilim adamı burada yatar.
1065 yılından itibaren ölen tüm kral ve kraliçeler buraya
gömülmektedir. Binada resim çekmek ne yazık ki yasaklanmıştır.
Burada kabartma levhaların üzerine siyah bir karton koyarak
yaldızlı tebeşir ile istediğiniz motifi kartonun üzerine
aktarabilir ve bunu bir anı olarak saklayabilirsiniz.
Scotland Yard: Westminster
Abbey'den ayrıldıktan sonra İngilizlerin ünlü polis teşkilatı
Scotland
Yard'ı ziyaret edeceğiz. Burası filmlere ve bir çok programa
konu olmuş bir kurumdur. Binanın önünde polisler ile bir hatıra
fotoğrafı çektirmek iyi bir fikirdir ne dersiniz? Buradan hep
beraber Buckingham Palace'a geçiyoruz
Buckingham
Palace: Londra'da kesinlikle görülmesi gereken binalardan
biri de kraliyet ailesinin yaşadığı bu
saraydır.
Eğer binanın çatısındaki kraliyete ait bayrak gönderde ise bu,
kraliçenin sarayda olduğunu bildirir. 600 odası bulunan bu
sarayın 400 kadar yöneticisi, 330 tam, 100 kadar da yarım gün
çalışan elemanları bulunmaktadır. Kraliçe ve eşi sarayın birinci
katındaki özel dairelerinde oturmaktadırlar. Prens Charles ve
Lady Diana da boşanmadan önce bir üst kattaki dairelerinde
oturmaktaydılar. Sarayda asansör, yüzme havuzu, sinema ve
nükleer sığınak gibi özel ilaveler yapılmıştır. Hergün yapılan
Changing Guard Ceremony görülmeye değer güzelliktedir. "VE" ve "VJ
Day" günlerinde ve diğer resmi törenlerde Kraliçe, halkı saray
balkonundan selamlar. Buradan ayrılıp doğru St James's Park'a
geliyoruz.
St.James's
Park: İşte doğa, işte
güzellik.
Burada kendinize soracağınız ilk soru şudur: "Nasıl olur da
şehrin ortasında böylesine güzel bir park bulunur?". Sizlere
ilginç gelebilir ama burada sincaplar elinizden yiyecek yerler,
kuşlar kollarınıza konar, ördekler ve kazlar hatta balıklar
sizden adeta yiyecek dilenir. Suların dansı ruhunuzun
derinliklerine kadar iner. Hele buradaki çimlerin üzerinde
piknik yapmak ayrı bir zevktir. Yiyeceklerinizi bu minik dostlar
ile paylaşmak sizde güzel duygular uyandırır. Bu parkta serin
ağaçların gölgesinde uzanmak, tüm elektriğimizi toprağa vermek,
çiçeklerin büyülü renklerini seyretmek tüm yorgunluğumuzu alır
götürür. Burada oyunlar oynamanın tadını genç D&K'liler bilir.
İyice dinlendikten sonra bu güzel parkta yürüyüşümüze devam
ederken karşımızda Admiralty Arch belirir. Güneye indiğimizde
bizleri atlı İngiliz muhafızları karşılar:
Horse
Guards:
Atlı
muhafızların hiç kıpırdamadan atların üzerinde saatlerce
durduğunu izlemek ilginçtir. Atların büyüklüğü ve dinçliği
ziyaretçilerin dikkatlerinden kaçmamaktadır. Burada atlar ve
muhafızlar ile fotoğraf çekilmek iyi bir fikirdir. Bu binanın
güney cephesinde yeralan Cabinet War Rooms, savaş sırasında
Alman bombardımanından korunmak için yer altına yapılan labirent
gibi dairelerdir. Churchill'inde burada bir dairesi
bulunmaktadır ve savaş sırasında tüm telefon görüşmelerini
buradan yapmıştır. Yolumuza devam ediyoruz ve 100 m. ileride
başbakanlık konutunu görüyoruz.
Downing
Street No.10: Burada gerçek anlamda bozulmamış bir tarih
göreceksiniz. İşte 18. yüzyıl evleri tüm güzelliği ile
karşınızda. Bu caddenin önemli bir konuğu vardır: İngiltere
başbakanı ! Sokaktaki
10
numaralı siyah kapılı evde 1732'den bu güne dönem
başbakanları ikamet etmektedir. Başbakanlık konutunun hemen
yanında, 11 numarada hazine bakanı oturmaktadır. Kuzeye doğru
yürüdüğümüzde
Trafalgar
Meydanı'na ulaşmış oluruz. Trafalgar Square: Londra'nın en
canlı meydanına hoşgeldiniz. Trafalgar, turistlerin en çok
beğendiği yerlerden biridir. Buradaki havuzlar, güvercinler, yem
satanlar, dondurmacılar, balon satanlar, busking yapan
müzisyenler meydana ayrı bir hava verir. Herkesin yüzündeki
mutluluk ifadesi dikkatinizi çekecektir. Amiral Nelson'un
heykelinin bulunduğu Nelson's Column 40 m. yüksekliğindedir.
Amiral Nelson,
Trafalgar savaşını kazanan bir komutandır. Sütunun kaidesinde
bulunan 4 aslan dikkat çekicidir. Şimdi demir bir 50'lik ile yem
alma zamanıdır. Avucunuza bu yemlerden bir miktar koyun ve
kolunuzu yana açın.
Güvercinlerin elinize ve kolunuza nasıl dizildiğini
göreceksiniz. Yılbaşında saatler tam 12:00'yi gösterirken,
herkes dostluk ve barış şarkıları söyler. Bazı muzip İngilizler
ise birbirlerini o soğukta meydandaki havuzlara atarlar.
Trafalgar Meydanı'na bakan önemli binalardan biri de National
Gallery'dir.
National
Gallery: Burası dünyanın en büyük
sanat
galerilerinden biridir. Eserlerin çoğu 15-19. yüzyıllara
aittir. Bellini, Leonardo da Vinci, Michelangelo, Van Eyck, De
Hoogh, Hobbema vermeer, Avercamp, Van Dyck, Rubens, Poussin,
Picasso, Van Gogh, Goya, Constable, Turner gibi dünya çapında
üne sahip ustaların eserleri bu müzede sergilenmektedir.
Sanatseverler için mükemmel bir yerdir ve kesinlikle görülmesi
gerekir. Binanın önünde 2.James'in ve George Washington'un
heykelleri bulunmaktadır. Müze çıkışında Trafalgar mini markete
uğramadan meydandan ayrılmak olmaz. Onun için burayı da şöyle
bir geziyoruz.
Kingston: Bu sevimli semt,
alışveriş
merkezleri, Thames Nehri kıyısındaki disko ve pubları ve
sokak bandoları ile ünlüdür. Burada dolaşırken Kingston'un
büyüsüne kapılacağınıza eminiz. Alışveriş yapacaklar için
Londra'nın en ucuz yerlerinden biridir. Canınız meyve yemek
isterse, burada inanılmaz bir ürün seçeneği ile karşılaşırsınız.
Ice Land, Sainsbury, Waitrose, C&A, Argos, John Lewis, Marks &
Spencer, Boots, Whsmith, Millets gibi dev mağazaları bir arada
bulabileceğiniz ender yerlerden biridir. Sultan's Delight,
Kingston'da pide arası dönerin, sarmısaklı biber turşusu ve
domates salçası ile servis yapıldığı tipik bir Türk
Restoranıdır. Arada sırada kaçamak yapacak öğrencilerimize
duyurulur.
PettiCoat
Lane: Londra'nın en eski
pazarlarından biridir. Liverpool Street'te yeralan bu pazar
çok büyüktür ve aradığınız herşeyi burada çok ucuza
bulabilirsiniz. Pazarda satılan eşyalarının yanında geleneksel
deniz ürünlerini tatmak için iyi bir fırsattır. Özellikle
tereyağda kızartılmış özel sarımsak soslu karideslerden
tatmanızı tavsiye ediyoruz.
British Museum: Dünyanın en büyük
müzelerinden biridir. Erken Bronz Çağ'dan Roma İmparatorluk
dönemine kadar olan Eski Yunan ve Roma Eserleri, Batı Asya,
Mısır, koleksiyonlarının yeraldığı müzede 80.000'in üzerinde
tarihi eser sergilenmektedir. Özellikle 4000 yıllık, bozulmadan
günümüze kadar gelmiş olan
insan cesedi ve Mısır mumyaları oldukça ilginçtir.
British
Museum kesin olarak görülmesi gereken müzelerden biridir. Bu
müzeye aslında tam gün ayırmak gerekir ancak Londra'da
gezeceğimiz o kadar çok yer olacak ki bu nedenle ancak yarım
günümüzü bu muhteşem müzeye ayıracağız. Ziyaret ettikten sonra
bizlere bu konuda da hak vereceksiniz. British Museum'un
kütüphanesi, pek çok düşünür ve araştırmacıya ev sahipliği
yapmıştır. Bu nedenle bu muhteşem kütüphane listemizde
yeralmaktadır. Müzeye giderken Russell Square ve Holborn,
öğrenciler tarafından gezilecektir.
Madame
Tussaud's: Dünyanın en eski metro istasyonu olan Baker
Street'te metrodan indikten hemen sonra müzeye varıyoruz.
1761-1850 yılları arasında yaşayan
Tussaud,
Giyotinle kesilen kafalardan kalıplar alarak, 1802 yılında
Londra'ya kaçarken bu kalıpları da yanında getirmiştir. Oğulları
da bugünkü müzeyi kurmuşlardır. Burada aklınıza ne kadar film
yıldızı, devlet adamı, pop sanatçısı azılı gangster gibi
kamuoyunu meşgul eden kişi varsa bunların mumdan yapılmış
heykellerini göreceksiniz. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün
heykeli 10 Kasım 2005 tarihine kadar 2 değişik versiyonda
ziyaretçileri selamlıyordu ancak bu iki replika da gerçeğinden
uzaktı. Son olarak 10 Kasım 2005'te yenilenen
son replika uzun süren bir çalışmayla daha profesyonal bir
görünüme kavuşmuş oldu. Umarız bu kez vatandaşlarımız geçmiş
yıllarda yaşadıkları hayal kırıklığını yaşamazlar. Madame
Tussauds'da hareketsiz duran bazı insanlar, ziyaretçilere ş akalar
yapmaktadır. Bu müzeye girerken fotoğraf makinelerinizdeki
filmlerin çok olduğundan emin olun, çünkü farkında olmadan bir
sürü film çekeceksiniz. Londra tarihini gözler önüne seren bir
gösteri sizleri müzede bekliyor olacak. Geleneksel siyah renkli
taksilerle yapacağınız bu büyülü yolculuğa bayılacaksınız.
Müzenin bünyesinde Planetarium adında ayrı bir birim
bulunmaktadır. Burası da uzay ile ilgili çalışmalar yapan ünlü
astronotların heykellerinin bulunduğu bir bölümdür. Dünyada
cereyan eden fizik ötesi olayların gösterileri burada
yapılmaktadır. (Madame Tussaud's'da video kamera yasak olduğu
için resimleri web sayfasına koyamıyoruz. Özür dileriz)
Hyde
Park: Öğrencilerimizin "Haydi Park" olarak adlandırdıkları
Londra'nın bu cennet köşesi, bir anda bizlerin büyük bir şehirde
olduğunu unutturur ve bizi kendisine çeker. Konser ve
gösterileri ile ünlü olan bu parkta bulunan aşk ağacını ziyaret
ettikten sonra packed-lunch'larımızı burada hep beraber yeriz.
Enerji toplayan öğrencilerimiz,
Serpentine gölünde deniz bisikleti ya da kayık kiralayarak
bu güzel parkta hoşça vakit geçirirler. Bu parkta frezbee ve
yakan top oynamak çok zevklidir. Bu arada aramıza katılan diğer
yabancı öğrencilerle birlikte değişik oyunlar oynamak
öğrencilerimiz için tatlı bir anı oluşturacaktır. 138 Hektar
büyüklüğünde olan bu parkta herkesin her konuda serbestçe
konuşabileceği bir de "Speaker's Corner" bulunmaktadır. Bu
gelenek 1872 yılında başlamıştır ve günümüze kadar uzanmaktadır.
Hyde Park'tan sonra yolumuz Knightsbridge'e düşer. Burası lüks
otellerin, mağazaların ve restoranların bulunduğu bir semttir.
Hemen ileride
Harrods
Mağazası tüm güzelliği ile göze çarpar. Bu mağaza kraliyet
ailesinin alışveriş yaptığı dünyanın en büyük ve en lüks
mağazalarından biridir. Birşey alınmasa bile gezilip görülmesi
gereken yerlerden biridir. Harrods'un hemen yanında bulunan
Cascade Fun Shop, şaka ve illüzyon oyunlarının satıldığı bir
dükkandır. Dikkat ! burada her an bir şakaya kurban
gidebilirsiniz. O nedenle sizleri şimdiden uyarıyoruz.
Richmond
Park: Orta Çağdan kalan ağaçların bulunduğu 1000 Hektarlık
bu büyük
park, evlerimize oldukça yakındır ve bu nedenle özellikle
Pazar günleri için zaman geçireceğimiz ideal alanlardan biridir.
Golf sahaları, bisiklet yolları, spor imkanları ile
Richmond'luların uğrak yeridir. Parkta 600 kadar geyik bulunur.
İddia ediyoruz hayatınız boyunca bir geyiğe hiç bu kadar
yaklaşmayacaksınız. Parktaki geyiklerin hepsi Kraliçe'ye aittir.
Bu parkta yapacağımız piknik, yine sizde güzel anılar
bırakacaktır. Parkın ortasında bulunan göllerdeki kuş sürüleri
görülmeye değerdir. Eğrelti tarlasında, eğreltilerin üremeleri
ve dağılım sistemleri hakkındaki mini seminer bu konu hakkında
sizi bilgilendirecektir.
Soho:
Tarih boyunca pek çok etnik grubu barındıran Soho'da bugün
Çinliler ve İtalyanlar hakimdir. Soho özellikle gece klüpleri ve
restoranları ile ünlüdür. Burada bir de Türk pazarı
bulunmaktadır. Buradaki satıcıların hemen hepsi Türktür.
Chinatown,
Çin'in buradaki küçük bir versiyonudur. Bu mahalleye
girdiğinizde Londra'da olduğunuza pek inanamayacaksınız.
Restoranların vitrinlerden sarkan kızarmış ve kurutulmuş
ördekler, hayatınızda görmediğiniz meyveleri ile çok egzotik bir
yerdir. Özellikle Durian isimli meyveyi yakından incelemenizi
tavsiye ediyoruz. Bonzai dükkanlarında bu harika ağaçları daha
yakından tanıyabilirsiniz. Sadece Çin ürünlerinin satıldığı
süpermarketi görmemek bir eksikliktir. Çin kültürünü yansıtan
dükkanlarda hediyelik eşyaları çok ucuza bulabilirsiniz.
Carnaby
Street: Rock müziği tutkunlarının görmesi gereken diğer bir
cadde
de burasıdır. Binlerce hediyelik eşyanın satıldığı bu alan
turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerden biridir. Bu caddeyi
gerçekten seveceksiniz.
London Aquarium:
Londra da aynen
bizim gibi ! Yerinde duramıyor. Her yıl yeni binalar, yeni
şeyler yapılıyor. Son 2 yıldır akvaryum tüm Londra'lılara ve
ziyaretçilerine açılmış durumda.
Londra
akvaryumu gerçekten başkente yakışır bir çalışma. Buraya
girdiğinizde yaşadığımız dünyadan daha farklı ve daha güzel bir
dünya olduğunu keşfediyoruz.
Gerçekten
çok güzel düzenlenmiş muhteşem bir akvaryum. Çarpıcı
açıklamalar, görsel sergiler ve köpekbalıklarının bulunduğu
büyük tank. Kırılıvericekmiş gibi geliyor insana.
Dalgıçların nefes kesen gösterileri herşey ama herşey
gözünüzün çnünde canlanıyor. Arada sadece bir cam parçası var.
Deren Koray bu olağanüstü güzel akvaryuma her yıl öğrencilerini
götürür ve buradaki gizemli dünya hakkında öğrencilerine bilgi
verir. Unutmadan bu yıl da akvaryumun önüne dünyanın en büyük
dönme dolabını inşaa ediyorlar. 2000 yılına yetişecekmiş. Bu yıl
programımıza katılacak
şanslı Deren Koray'lılar bu dönme dolap sayesinde tüm Londra'yı
göklerden seyredebilecekler.
Science
Museum: İşte gerçek bir
bilim
yuvası. 18.yüzyılın dev buhar makineleri, 19.yüzyılın
arabaları, bisikletleri, Apollo 11'in maketi, Güneş sisteminin
çalışan bir modeli, Mısırlılara ait bir su saati, model gemiler,
100'ün üzerindeki uçak motorları, 21.yüzyılın asansörleri, uçuş
laboratuvarı, hologram sergileri, tıp tarihi koleksiyonu,
biyolojik gösteriler, nükleer santraller, modern iletişim
araçları, internet laboratuvarı, olağanüstü bir
uzay
galerisi, uygulama merkezi bulunan ve daha binlerce konuda
binlerce demonun sergilendiği muhteşem bir müzedir. Burada
öğrencilerimizin Türkiye'deki okullarında fen bilgisi
derslerinde gördükleri teorik bilgilerin hepsi bu müzede
uygulamalı olarak anlatılacaktır. Çünkü bu müze bir çeşit bilim
okuludur. Deren Koray'ın bir farkı da buradadır.
Natural History Museum:
Kesinlikle ve kesinlikle görülmesi gereken
diğer bir
müzedir. Science Museum ile yanyana olan bu müzede
doğa
tarihi ile ilgili her türlü bilgiyi burada
bulabilir,
kuşlardan dinazorlara kadar tüm canlıları burada
izleyebilirsiniz. Science Museum'da olduğu gibi burada da
öğrencilerimize bir bütün gün ders verilecektir.
Meteor
taşları, aydan getirilen taşlar öğrencilerimizin ilgisini
çekmektedir. Memeliler galerisinde bir gemi büyüklüğüne sahip
mavi balinayı görünce gözlerinize inanamayacaksınız. Ekoloji
galerisinde daha önce hiç duymadığınız ve bilmediğiniz doğa
olaylarını gözleyeceksiniz.
Deprem
odasında Kobe'de yaşanan depremi olduğu gibi yaşayacaksınız.
Dilerseniz diğerleri sürpriz olsun. Bu müzede edineceğiniz
bilgi, sizler için çok değerlidir.
Hard Rock Café: Genç olup da
Hard Rock
Cafe'ye gitmek istemeyen herhalde yoktur. Merak etmeyin.
Bundan böyle D&K International öğrencileri artık gerçek bir HRC
ile tanışmanın mutluluğunu yaşayacaklar. Hep birlikte burayı
gezip, buradan alışveriş yapacağız. (HRC'nin içine girmek için
burayı tıklayınız)
Tottenham
Court Road: Elektronik eşya meraklıları sizlere
sesleniyoruz. Oxford Street ile kesiştiği noktadan itibaren
100'den fazla elektronik eşya satan dükkanları görünce şok
olacaksınız. Dünyada icat edilen elektronik bir ürün ilk olarak
Tottenham Court Road'a gelir. Hiçbir yerde göremeyeceğiniz
modeldeki müziksetleri, walkmanlar, CD playerlar, saatlar,
kameralar ve daha yüzlerce elektronik cihaz burada çok uygun
fiyatlar ile satılır. İyisimi siz bir görün, sonra bize her
zaman olduğu gibi hak vereceksiniz.
Chessington
World of Adventure: Eğer bu güzel
eğlence parkı hakkında
açıklamalar
yapacak olursak burası tek kelime ile bir çığlık merkezidir. D&K
International öğrencilerinin bizce Londra'daki en güzel anıları
burada geçmektedir. Burası Lunapark'tan öte, oyuncaklara
sınırsız biniş hakkı veren bir eğlence
merkezidir. Burada neler yok ki? Önce Kodak'ın Safari Sky
Way, hafif raylı sistem ile parkı yukardan söyle bir gezelim ne
dersiniz? Singapur Airlines'ın sponsorluğunu yaptığı Dragon
River'dan sal ile son hızla aşağı inmeye cesaretiniz var mı?
Peki Vampir ile uçarcasına bir yolculuğa nedersiniz? Ya Calamity
Canyon'daki hızlı tren? Juggler'ın sizi sağdan sola ve soldan
sağa fırlatacağını biliyor musunuz? Mistik Mısır'da korku dolu
bir yolculuğa ve iskeletlerin vereceği nefis bir r ock
konserine hazır mısınız? Evet... bunu yapabileceğinizi
zannetmiyoruz. "Revenge"
herhalde yaşamaya cesaret edemeyeceğiniz en son çılgınlıktır. Bu
atraksiyonun tadına varan D&K'liler aşağı baktıklarında
gökyüzünü, yukarı baktıklarında da yeryüzünü görürler. Çıkışta
bilgisayar yaşadığınız o dehşet anının fotoğrafını sizler için
çekecektir. Fotoğrafı almasınız bile bakmak keyif vericidir.
Yüzünüzün aldığı o garip şekli mutlaka görmelisiniz. Hemen araya
bir ekleme yapalım: Bu yıl Revenge'in tahtını
Samurai
99 epey salladı. Parkın en gözde oyuncağı 1999'da Samurai 99
idi. Profesör Bubble'ın fabrikasında yapacağınız sulu yolculuk
ve suların dansı ilginizi çekecektir. Belki de bir sirk izlemek
istersiniz. Gondol her zamanki gibi popülaritesini koruyan ve
Chessington'da öğrencilerimiz tarafından en çok sevilen
atraksiyonlardan bir tanesi. Öğle yemeğinde "aman boşver packed-lunch"ı
deyip, Mc Donald's, KFC ya da Pizza Hut'ın nefis yemeklerine hay ır
demeyeceksiniz. Uzaktan kumandalı arabaları ve suda yüzen
tekneleri kullanmayı sevdiğinizi de biliyoruz. Chessington'ın
uçsuz bucaksız çimenlerinde piknik yapmak da apayrı bir zevktir.
Bu yıl parka yeni katılan Rattle Snake'e bindiğinizde yere bir
an önce inmek için can atacaksınız ama şimdiden söyleyelim hemen
inmeyecek ve size epey terler döktürecek. Bu tür oyuncaklardan
hoşlanmayan öğrencilerimiz için (bugüne kadar oyuncaklardan
hoşlanmayan öğrencimize hiç rastlamadığımızı bildirmek
istiyoruz) birçok hayvan türünün bulunduğu hayvanat bahçesi ilgi
çekicidir. Hayvanların sergilediği komik davranışlar ve onlara
bu denli yakın olmak, öğrencilerimizin hoş dakikalar geçirmesini
sağlar. Artık daha fazlasını yazmayalım geriye kalanlar da
sürpriz olsun. Kısacası Chessington World of Adventure, yoğun
bir çalışma yılı ardından öğrencilerimizin deşarj olacağı,
gönülleriyle eğlenecekleri çok güzel bir eğlence parkıdır. Hey
sevgili öğrencilerimiz ! Giriş ücretlerini her zamanki gibi biz
ödüyoruz, sizlere ekstra bir masraf çıkartmıyoruz. Siz iyisi mi
takıllın D&K'e hayatınızı yaşayın !.
Brighton:
Tipik bir İngiliz sahil yerleşim birimi görmek istiyorsanız bizi
takip edin.
Brighton'a
vardığımızda karşınıza ilk çıkan yer
Palace
Pier'dir. Bu iskele bildiğiniz iskelelerden çok farklıdır.
Buradaki lunapark çok
eğlencelidir.
Şansınıza güveniyorsanız şans oyunları da oynayabilirsiniz.
Palace Pier'de fish & chips yemenin tadı bir başkadır. özellikle
kızarmış patatesin üzerine sirke koymak bu tadı ikiye katlar.
Buradan sonra Brighton'un uzun plajlarına gidiyoruz. Artık
ayaklarımızı Manş Denizi'ne sokmanın zamanı geldi değil mi?
İçinizden geçenleri hisseder gibiyiz. Ne yazık ki programımız
güvenliğiniz için burada yüzmenize izin vermemektedir. Gel git
olaylarının metrelerce yaşandığı ve yabancısı olduğunuz bu deniz
sizler için tehlikelidir. Brighton'da alışveriş yapmak çok
zevklidir. Royal Pavilion ve diğer etkinlikler için güzel bir
cumartesi gününe kendinizi hazırlayın.
Wembley
Stadium: Euro 96 kupa finallerinin yapıldığı bu
stadyumu
görmek, her futbolsever için ayrı bir önem taşır. Bu görkemli
stadyum sadece futbol karşılaşmaları değil Bryan Adams, Michael
Jackson, George Michael, Queen, Take That gibi pop yıldızlarının
ve gruplarının verdikleri konserler ile de isim yapmıştır.
Stadyumun hemen kuzeyinde kurulan Wembley Pazarı'ında İngiltere
liglerinde karşılaşan ünlü futbol takımlarının formaları,
elbiseler, binlerce ev eşyası ve elektronik eşyalar çok ucuza
satılmaktadır. Wembley'in ne kadar büyük bir stadyum olduğuna
Wembley'i gördükten sonra karar vereceksiniz.
Kensington
Sarayı: Aslında
Kensington Sarayı bizlerin çok fazla dikkate almadığı bir
yer idi. Ta ki, dünyalar güzeli Prenses Diana yaşamını yitirene
kadar. Ölüm haberinin ulaştığı ertesi gün biz de tüm İngiliz'ler
gibi çiçeğimizi aldık ve onun Prens Charles'dan boşandıktan
sonra yaşadığı saray'ın önüne geldik. Bütün Londra orada
olmalıydı. Hayatımızda bu kadar kalabalığı bir arada görmedik.
Herkes onun için ağlıyordu. Bir yıl sonra ölüm yıldönümünde
tekrar Kensington Sarayı'na gittik. Manzara ilk yıl kadar
kalabalık olmasa da yine aynı idi. Ona yazılmış şiirler, sarayın
önüne konan çiçeklerin oluşturduğu çiçek denizi, yanan mumlar,
Elton John'un "Candle in the Wind" şarkısını çağırıştırıyordu.
Onu unutamadık. Çünkü ogün o
manzara karşısında çok etkilenmiştik.
Tüm
bu yerlere ek olarak Brent Cross Shopping Center, Toys-R-Us
Oyuncak Mağazası, BT Telecom Tower, Neal Street, MOMI, National
Postal Museum, London Toy & Model Museum, Musical Museum, Dönem
Karnavalları,
Shaftesbury Avenue, High Barnet, Woodgreen, Windsor Sarayı,
Regent's Park, London Zoo, Little Venice, Tate Gallery, Kilburn,
Oxford, Stratford Upon Avon, Cambridge, Bath gibi pek çok yer
listemizde yeralmaktadır.
|