Chinatown: New York'un en renkli, en hareketli ve en dağınık mahallesine hoş geldiniz. Çin mutfağının tüm örneklerini bulacağınız zengin çeşitli şarküterilerinden tutun da hediyelik eşya satan dükkanlarına kadar herşeyin satıldığı Chinatown'da yok yoktur. Little Italy'ide içinde barındıran bu renkli semt genç Deren Koray'lıların alışveriş listelerinde yeralan tüm elektronik cihazları komik rakamlarla aldıkları bir yerdir. Türkiye'de satılan walkman, CD gibi küçük elektronik cihazları burada yarı fiyatına alabilirsiniz. Chinatown'dan geçerken alışık olmadığınız bir koku sizi rahatsız edebilir. Çinlilerin yarattığı bu küçük dünyadan Mc Donald's dahi nasibini almış ve Amerika'da olduğu halde Çinlilere özgü menüleri Çince yazılarla sunmuştur. Gerçekten Chinatown'a girdiğinizde kendinizi Amerika'da hele hele New York'ta olduğunuza inandıramazsınız. Canal Street'e girdiğinizde sizi ünlü giyim markalarının satıldığı büyük alışveriş mağazaları karşılar. Burası New York'ta kot, tişört, pantolon, mont gibi giyim eşyalarını en uygun fiyata alacağınız bir bölgedir ve bir çok satış mağazasını barındırır. Chinatown, New York'ta hoşlanacağınız yerlerden birisidir.

Herald Square: Burası New York'un kalbidir. Bir zamanların en yüksek bınası Empire State Building ile 1901 yılında hizmete giren dünyanın en büyük alışveriş mağazası olan Macy's 'in bulunduğu hareketli bir bölgedir. New York'ta gece turlarımızda Herald Square'in o canlı atmosferini görmeden geçmek hatalı olur. Manhattan Mall, Toys R Us, Penn Station, Madison Square Garden, yine genç Deren Koray'lıların en çok hoşlandıkları yerlerdir. Sinemalarda uzun süre vizyonda kalan Miracle on 34th Street filminin burada çekildiğini biliyor muydunuz?

Empire State Building: 1970 yılında World Trade Center'ın inşa edilmesi ile dünyanın en yüksek binası ünvanını kaybeden Empire State Building, New York'un dünya üzerindeki sembolüdür. Lobide binanın bir maketi ve kabartma bakır levhalar üzerine işlenmiş nefis bir portresi sergilenmektedir. 34ncü ve 5.caddelerin üzerinde kalan bölgede tişört ve yiyecek satıcıları, tenekelerle ritmik müzik çalan ve bateristlere adeta taş çıkartan zenciler ortama ayrı bir hava verirler. İşte size tipik bir New York manzarası. Birşeyler satın almak isterseniz pazarlık yapmayı sakın unutmayın yoksa bir gecelik kazancını sadece sizden çıkarabilir. Empire'ın 86ncı katına çıkmak için öncelikle bilet almak gereklidir. Ekspres asansörlerle 1 dakika içinde ilk bölüme, hemen ardından da 86ncı kata ulaşırsınız. 443m. yükseklikte olan bu binadan Manhattan'ın ve tüm New York'un manzarası gerçekten görülmeye değerdir. Binanın çatısında 4 eyalete birden yayın yapan büyük bir TV vericisi ve yılda 500 defa yıldırım çeken bir paratöner bulunmaktadır. Açık havada 102. kat ufuk çizgisinin ve 125 kmlik bir alanın rahatça gözlenebildiği bir bölümdür ancak, hava genellikle pusludur ve bu 102nci kat çoğu zaman kapalı tutulmaktadır. O kadar popülerdir ki, 1931'den bu yana 79 milyon ziyaretçiyi bünyesinde ağırlamıştır. Yapımında kullanılan 60.000 ton çelik 23 haftada yerleştirilmiştir. Toplam 6500 pencerenin bulunduğu binada ortalama 10 milyon tuğla kullanılmıştır ve toplam ağırlığı 365.000 tondur. Bu ağırlık 200 çelik ve beton yastıklarla desteklenmektedir. 10 hızlı asansör, 366mlik yüksekliğe sadece 1 dakika da erişir ve bu sürede kulaklarınız rahatsız olabilir. Amerikalıların ilginç merakları vardır. Bu kadar yüksek bir binaya merdivenle tırmanmayı elbet düşünmek bile istemezsiniz ama her yıl düzenlenen Empire State Run-up yarışmasında lobiden 102nci kata kadar toplam 1860 basamak olan merdivenleri atletler 11 dakikalık bir sürede çıkmaktadır. Gece New York'u buradan izlemek apayrı bir duygudur. Emin olun ki dünyanın hiçbir bölgesinde bu kadar güzel bir manzaraya şahit olmamışsınızdır. King Kong, Empire State ile özdeşleşmiştir. 86ncı katta onunla bir hatıra fotoğrafı çektirmek bizce iyi bir fikirdir. Aynı katta tüm New York'u yakından gözleyebilmeniz için 25Centle çalışan pek çok dürbün vardır. Özgürlük Anıtını bu dürbünlerle izlemek sizde bir heyecan uyandırır. Pek çok filme konu olan Empire State, bugüne kadar yüzlerce film yıldızını ve sanatçıyı ağırlamıştır. Bu ünlülerin ziyaretleri sırasında çekilen fotoğraflar lobideki galeride sergilenmektedir. Genç Deren Koray'lıların zevkle gezdikleri bu tarihi bina, yükseklik korkusu olanları bile kendisine çekmeyi başarabilmiş ender yapıtlardandır ve özel günlerde rengarenk ışıklandırılarak New York'u bambaşka bir güzelliğe büründürür.

Rockafeller Center: New York'u bölge bölge tanıtırken dikkat ederseniz sözlerimize hep "dünya, dünyanın, dünyadaki" diye başlıyoruz. İşte New York bunun için muhteşem bir şehir. İşte bir "dünya" kelimesi daha: Dünyanın ilk ofis-alışveriş mağazaları-eğlence-yemek ve bahçe kavramlarını bünyesinde tutan ve günümüz "Shopping Center" olgusunu tüm dünyaya benimseten ilk kompleks, Rockafeller Center'dır. Gündüz ya da gece, günün 24 saatı yılın 365 günü daima aktif, her zaman canlı olan bu mekan, New York için yakıştırılan "The city never sleeps" imajını her yönüyle yansıtır. En çok ziyaret edilen yerlerden biri olan bu hoş mekanda kışın Noel'de Noel ağacı altında buz pateni yapabilir, yazın da kafeteryasında bir kahve ya da bir çay içebilirsiniz. Tüm ulusların bayraklarının bulunduğu bir ortamda bayrağımızı seçtiğiniz anda tatlı bir heyecan duyarsınız. Çiçekler Rockafeller Center'ın ayrılmaz aksesuarlarıdır ve ortama bambaşka bir canlılık verir.

Times Square: İsmini 1904 yılında 25 katlı New York Times gazetesinden alan bu bölge tek kelimeyle New York'un kalbidir. Gündüz hareketli ve cıvıl cıvıl olan bu meydan gerçek kimliğini gece gösterir. Milyonlarca ışık demetinin gökyüzünü nasıl aydınlattığını görünce New York'a olan hayranlığınız ikiye katlanır. Dev reklam panoları, Dow Jones, CNN, NBC, Reuters gibi dünyaca ünlü haber merkezlerinin ekonomi, politik ve güncel haberleri, kayan yazılarla tüm New Yorker'lara anında ulaştırdığı tek yer. Hangi bölümünü çekeceğinize karar veremediğiniz ve turistlerin şaşkın bakışlarını izlediğiniz Times Square, yeni yıla merhaba demek için binlerce kilometre uzaklıktan gelen insanların buluştuğu dünyanın adeta merkezi ve buluşma noktasıdır. Times Square'de herkesin kalbi aynı anda atar, bütün güzellikeri birlikte tüm insanlarla aynı anda paylaşırsınız. O coşkuyu,sevinci ve romantizmi yaşarsınız. Sizi bambaşka bir kimliğe büründüren büyülü bir atmosfere sahiptir. Deren Koray'lıların çok sevdiği bu bölge bir New York klasiğidir ve yine günün 24 saati aktiftir.

United Nations: İşte New York'u dünya başkenti yapan en önemli faktör. Birleşmiş Milletler binası. Mavimsi yeşil aynalı camları ile East River'a paralel uzanan, televizyonlardan da çok iyi bildiğiniz bu bina, bugüne kadar pek çok uluslararası toplantıya evsahipliği yapmış, dünya üzerinde bir çok önemli karara imza atılmış dünyanın politik merkezidir. 1945 yılında, ikinci dünya savaşının sona ermesiyle 51 ülke ile kurulan Birleşmiş Milletler bugün 180 uluslu çok büyük bir örgüttür. Amacı dünya barışını korumak, dünya üzerinde kurulu ekonomik ve sosyal dengeleri sabit tutmaktır. Amerika'nın ünlü zenginlerinden olan John D. Rockafeller'ın 8,5 milyon dolarlık bağışı ile New York, Birleşmiş Milletler'in merkezi olarak seçilmiştir. 18 Hektarlık bir alana yayılmış UN, Amerika Birleşik Devletleri topraklarında sayılmamaktadır. Bu nedenle uluslararası bir bölge konumunda hatta kendi pul ve postanesine sahip bir komplekstir. Çeşitli meclislerin bulunduğu bölümler ve Genel toplantı odası önemli yerlerdendir. Konferans Salonu yine pek çok ünlü devlet adamını ağırlamıştır. Güvenlik Konseyinde delegeler ve asistanları at nalı şeklindeki masada çalışırken hemen geri planda kalan yazıcılar her cümleyi harfi harfine not ederler. Bahçesinde dünya barışını simgeleyen ve Birleşmiş Milletlere hediye edilmiş pek çok anlamlı heykel bulunmaktadır. 1988 yılında Lüksemburg tarafından hediye edilen namlusuna düğüm atılmış bir silah, dünya barışı için gerekli mesajı en etkin biçimde iletmektedir. Hemen karşısında Türk Konsolosluğumuz bulunmaktadır ve bayrağımız aynı semtte iki ayrı yerde New York caddelerinde gururla dalgalanmaktadır.

Upper Midtown: New York'un en güzel gökdelenlerinin bulunduğu bu bölge, bir çok ünlü binayı barındırır. Donald Trump'ın sahibi olduğu Trump Tower bunlardan bir tanesidir. "Sırf bina görmek için New York'a gidilir mi?" diye düşünüyorsanız, bu fikriniz tamamen değişecektir. Modern mimarinin, doğa ile nasıl elele tutuştuğunu görecek ve bu birlikteliğe hayran kalacaksınız. Ara katlara yerleştirilen ağaçları ile binanın dış cephesi en az içi kadar güzeldir. Mermer kaplı duvarlarından akan şelaleler, parlak ışıklar altında yemek yiyeceğiniz lüks bir restoran ve elit alışveriş mağazaları ile Trump Tower, New York'un vazgeçilmez gökdelenlerindendir. Michael Jackson, Dustin Hoffmann, Sophia Loren ve Elton John gibi hayranı olduğunuz ünlü yıldızların bu binada daireleri olduğunu biliyor muydunuz? Trump Tower'ın hemen yanında yine ünlü bir isim IBM dikkatleri çeker. 43 katlı olan bu bina 1983 yılında tamamlanmıştır. Trump Tower ve IBM arasında kalan bölgede de bambu ağaçları ile süslenmiş bir sera bulunur. Burada içilen bir kahvenin tadı ve güzelliği, New York'a sizi bir adım daha yaklaştırır. IBM'in hemen yanında bir başka ünlü bina sizi karşılar. Evet burası SONY'dir. Zemin katının her iki yanında Sony tarafından üretilen bütün ürünlerin sergilendiği bir demonstrasyon merkezi bulunmaktadır. Japonya'da icat edilen bir elektronik ürün ilk olarak burada tanıtılır ve pazara sunulur. Uzman teknisyenlerce kurulmuş müzik ve görüntü sistemleri karşısında söyleyecek fazla bir söz bulamazsınız. Hele tarihi bir atmosfere sahip bir salon içine döşenmiş son sistem elektronik cihazları gördüğünüzde aynı anda hem geçmişi hem de geleceği yaşıyorsunuz. Lexington Avenue'a kadar yürüdüğümüzde de genç Deren Koray'lıların alışveriş yapmak için adeta can attıkları Harley Davidson Cafe'nin satış mağazası bizleri karşılar. Buradan Harley Davidson Cafe New York tişörtü ya da sweat-shirt'ü satın almak gençler için ayrı bir önem taşır. Bizler de onların bu görüşüne saygı duyuyor ve üzerimize düşen görevi yerine getiriyoruz. Ne de olsa onlar artık birer New Yorker. Biraz daha aşağı indiğimizde St. Patrick's Cathedral gökdelelerin arasında "burada ben de varım" dercesine kendini belli eder. 1850 yıllarında, önceleri mezarlık amacıyla kullanılmak istenen bu alana St. Patrick Kilisesi inşa edilmiştir. 2500 kişilik oturma kapasitesi ile Amerika'nın en büyük Katolik kilisesi olan St. Patrick 1878 yılında tamamlanmıştır ve görülmesi gereken önemli bir tarihi yapıttır. 57nci cadde üzerinde yürüdüğümüzde genç Deren Koray'lıların tekrar tekrar gelmeyi arzu ettikleri önemli merkezlere rastlıyoruz. Eee genç olup da New York'a kadar geleceksiniz ve Planet Hollywood'a uğramadan geçeceksiniz. Öğrencilerimizin neleri sevdiklerini, neleri sevmediklerini iyi biliyoruz. Burayı seviyorlar. Birşeyler almasalar bile seviyorlar.. ne yapsınlar? Hayranı oldukları film yıldızlarının pop sanatçılarının el ve ayak izlerine dokunmaktan hoşlanıyorlar. Kendi ellerini ölçüyorlar ve aralarında manevi bir bağ kuruyorlar. Türkiye'ye döndüklerinde işte onu giyecekler. Planet Hollywood New York. Bu yıllardan beri süregelen bir akım. Onlar da bu modanın ister istemez içindeler. Alışverişlerini zor da olsa bitirdikten sonra radar gibi çalışan gözleri bu kez Hard Rock Cafe'ye takılıyor. Hard Rock'sız olur mu? Bu arada Motown Cafe'yi gösteriyoruz ama pek fazla ilgilenmiyor bizimkiler. Hard Rock Cafe'de yine ünlü pop yıldızlarının özel eşyaları, bir zamanlar çaldıkları enstrumanlar ve giysileri sergileniyor. Öğrencilerimiz yine HRC'nin "Merch Store"undan alışveriş yapıyorlar. Bu sefer giyecekleri tişörtün üzerinde Hard Rock Cafe New York yazacak ve yine moda dünyasında yerini alacak. Enteresan bir iletişim yöntemi. Bir kişinin nereye gittiğini anlamak için tişört üzerindeki logonun altında yazan şehri okumak gerekiyor. Orada New York yazmasından hoşlanıyorlar. Öyle ki "artık Londra yazanını giymem" diyen bile çıkabiliyor. İstiyorlarsa elde etmeliler. Zevk onların, tercih onların, rehberlik bizlerin. Yılboyu derslerden zaten bunalan öğrencilerimizin tatil en doğal haklarıdır.