|
NEW YORK NEW YORK
NEW
YORK YAZ OKULU PROGRAMIMIZDA ÖĞLEDEN SONRALARI VE HAFTA SONLARI
ÖĞRENCİLERİMİZLE BERABER İNCELEYECEĞİMİZ MERKEZLER
Merkezleri, sanal New York turumuzda izleyebilirsiniz. Her bölge
için ayrı bir link verilmiştir)
South Street Seaport: İşte
ilk bakışta New York'ta olduğuna inanamayacağınız, tarihi
yelkenlilerin demir attığı, 21. Yüzyılın gökdelenlerinin,
Seaport Plaza'nın gölgesinde yeralan müthiş bir liman. New
York'un en iyi mekanlarından biri olan
Brooklyn Köprüsü ile başbaşa kaldığınız
Pier 17.
Dünyaca ünlü deniz restoranlarının, her millettin yerel
mutfağından en güzel örnekleri bulacağınız eşsiz bir atmosfer.
East River Brooklyn üzerinde yeralan bu şirin liman, her yıl
genç Deren Koray'lılar tarafından çok beğenilmektedir. Hediyelik
eşyaların, şekerlerin, elbiselerin satıldığı alışveriş merkezi
ile devlet büyüklerimizin ve ünlü yıldızlarımızın New York'ta
arasıra kaçamak yaptığı yerler arasındadır South Street Seaport.
Hemen arkada bulunan Fulton Fish Market'ten gelen taze balık
kokusu sizi İstanbul'a bir an götürüp getirir. Godzilla da bu
kokuyu duyduğu için oraya gelmişti. Seyredenler bilir, hele hele
1998 New York programımıza katılan Deren Koray'lılar çok daha
iyi bilirler. Cannon Street üzerinde sokak çalgıcılarının
müzikleri ile renklendirdikleri bu hareketli merkez, Fulton
Street üzerinde yaralan 1912 yılında yüzyılın en büyük deniz
faciasında, Titanic'te hayatlarını kaybeden yolcular adına
dikilmiş
Titanic
Memorial ile son bulur. Buradan yapacağımız kısa bir
yürüyüşle tarihi Brooklyn Köprüsü'ne geçiyoruz.
Brooklyn Köprüsü: Manhattan ile Brooklyn'i bağlayan ve 1883 yılında hizmete açılan bu mistik
köprü, inşa edildiğinde bir zamanlar dünyanın en geniş asma
köprüsüymüş. Bizim boğaz köprüsünü yapacağımızı nereden
bilebilirlerdi ki?. 16 yılda bitirilebilen bu şaheser, 600 işçi
ile bitirilebildi ve inşaası sırasında 20 işçi yaşamlarını
yitirdi. Her bir çelik kablosu inanmayacaksınız ama 5657 km
uzunluğunda rüzgar, yağmur ve kar gibi doğal etmenlerden
koruyabilmek amacıyla bakırla galvanize edilmiş kablolardan
oluşmuştur. Suspansiyon yapı kurulmadan önce 1875 yılında Gotik
tarzda 84 m uzunluğunda her iki yakaya yapıyı taşıyacak binaları
inşa etmişlerdir. Köprüyü dinamik tutan 4 çelik kablo dünyadaki
en sert taşlardan biri olan Kapadokya'daki peri bacalarının
strüktüründe yeralan granit taşlarının içine fikse edilmiştir.
Dünya üzerindeki en sağlam köprülerd<en biridir. Köprüyü taşıyan
kablolar özel bir yöntemle sarılmıştır ve kopması imkansızdır.
Sağlam olduğuna gerçekten inandığımız bu köprününün yaya yolu
sarı bir çizgi ile ortadan ikiye bölünmüştür. Sol tarafı tamamen
yayalara sağ tarafı da kaykaylı ve bisikletlilere ayrılmıştır.
Onların sahasına geçtiğiniz anda şiddetli bir tepkiyle
karşılaşırsınız ve yanınızdan hızla geçerler. Köprünün tam
ortasına geldiğimizde Manhattan buradan ayrı bir güzel görünür
ve hemen fotograf makinelerine sarılırsınız. Araba
tekerleklerinin çıkardığı gürültü, milyonlarca arının bir anda
çıkarabileceği bir sese eşittir ve iyi bir sinir sistemi ister.
Yine de Brooklyn Köprüsüz bir New York düşünülemez, bu nedenle
bu tarihi köprüyü her sene ziyaret ederiz..
Manhattan: İşte New York'u New York
yapan en önemli bölge, dev gökdelenlere, şehrin en yoğun
trafiğine sahip kesimi, hareketli, dinamik ve modern Manhattan.
100 Km uzaklıktan dahi seçilebilen elit bir semt. Tepelik
anlamına gelen ve New York'un ilk yerlileri tarafından verilen "Manahatua"
isminin bugünkü hali. Gayet tabi yüzyıllar sonra gökdelenlerin
bu tepeleri yok edeceğini yerliler nereden bilebilirlerdi ki?
Amerikalılar bu büyük değişimden dolayı yerlilerden özür
dilercesine bu ismi gördüğünüz gibi kullanmaktadırlar. Birleşmiş
Milletler,
Empire
State Building, Chrysler Building, Grand Central Terminal,
Rockafeller Center, Konsolosluğumuz, General Electric Building,
Tudor City, Japan Society ve şehrin en iyi oteli olan Waldorf
Astoria Hotel'in içinde bulunduğu muhteşem Manhattan. Keşfiniz
için sizleri bekliyor.
Wall Street: İşte paranın adresi,
Dolar'ın New York'taki evi. Tarihi öneme sahip bir semt. Federal
Hall National, 1789 yılında George Washington'un Amerika
Birleşik Devletleri başkanlığı için yemin ettiği yer. Bir
zamanlar Manhattan'ın en yüksek binası günmüzün ise cüce binası
1846 yılında inşa edilmiş Trinity Church aynı bölgede yeralan ve
Amerikalıların adeta gözleri gibi korudukları tarihi bir
kilisedir. 1790 yılında filizlenen ve 1817 yılında kurulan we
dünyadaki para piyasalarıındaki dalgalanmayı yakından takip eden
bir panik anında kendilerini parçalayan genç brokerların işyeri
New York Stock Exchange (New York Borsası) Financial District'in
önemli binalarıdır. Wall Street New York'da gezilmesi gereken
önemli bölgelerden bir tanesidir.
World Trade Center Ground Zero:
110 katlı, dünya üzerinde yeralan en büyük yapılardan bir tanesi
idi dünya ticaret merkezi. Twin Towers, New York'un
sembollerinden
biri olmanın haklı gururuyla yıllardan beri
ticari hayata canlılık vermekteydi ve New York'un ufuk çizgisini
önemli ölçüde değiştiren modern bir yapı idi. 1977 yılında
hizmete açılan bu ikiz binaların zemin katında sizi New Jersey'a
taşıyacak olan PATH metrosu ve cıvıl cıvıl alışveriş
mağazalarını barındıyordu. Günde
yaklaşık 450 işyerine ve 50000
çalışanına ev sahipliği yapan çok büyük bir kompleks idi. 107.
kata asansörle 58 saniyede ulaşılıyordu. Kamera ya da fotoğraf
makinelerine sığdırılamayan bu yapı, insanoğlunun neler
yapabileceğini haykırırdı. Amerika ve dünya tarihine 11 Eylül
saldırılarının (9/11) hedefi olarak geçti. Bir çok insan
yaşamını yitirdi, pek çok savaş karşıtı gösterinin merkezi oldu,
8000 insanın yaşamına mal olan dünya tarihinin en üzücü olayına
tanıklık yapan bu merkezi, 2004 yılında öğrencilerimize
tanıtıyoruz..
Statue of Liberty: İşte sadece
New York'un değil hayalimizdeki Amerika'nın sembolü olan
Özgürlük Anıtı. Bir çok kişi için çok özel bir anlamı olan
bu güzel bayan, Fransızlar'ın Amerikalılara hediyesidir.
Heykeltraş Frederic Auguste Bartholdi tarafından yapılan bu
eserin peçesi 28 Ocak 1886 yılında açılmıştır. Yüzlerce bakır
plaktan oluşan bu heykelin meşalesi 24 ayar altın ile 1986
yılında kaplanarak yenilemiştir. Orijinali ise hemen alt katta
bulunan müzede sergilenmektedir. Taç, heykelin en yüksek
bölümüdür. Rüzgarlı havalarda sallanan bu bölüme çıkmak pek
kolay değildir ve yaklaşık 3 saat beklemek gerekir. Sallanmalara
karşı korunması açısından bir iç iskelet bulunmaktadır ve bu
iskelet hepimizin yakından bildiği Paris'teki Eyfel kulesinin
mimarı Gustave Eiffel tarafından inşa edilmiştir. 93 m
uzunluğunda olan Özgürlük anıtı bir ada üzerinde yeralmaktadır
ve
Battery Sea Park'tan kalkan gezi motorları ile ulaşılır. Her
yıl öğrencilerimizle bol bol fotoğraf çektirdiğimiz Amerika'nın
sembolü olan Statue of Liberty'nin tacı sabah saat 08:00 gemisi
ile ulaşan ziyaretçiler dışındaki ziyaretçilere kapatılmıştır.
Manhattan'ın buradan manzarası bir ömre bedeldir ve kesinlikle
görülmesi gerekir. Buradan kalkan gezi motorlarının ikinci
durağı Ellis Island'dır.
Ellis Island: Tarihi bir liman olan
Ellis
Island Amerika'ya gelen göçmenlerin Amerika'ya merhaba
dedikleri bir adadır. 1892 yılından 1954 yılına kadar yaklaşık
17 milyon göçmeni Amerika'nın büyülü dünyasına göndermiştir ve
bugünkü Amerika nüfusunun neredeyse yarısının kökeni, bu adadan
gelen göçmenlere dayanmaktadır. Amerikan tarihindeki önemi bu
denli büyüktür Ellis Island'ın. Bugün burası artık büyük bir
müze. Yatakhane, sağlık kontrol odası ve büyük salon göçmenlerin
işlemlerini yaptırdıkları ana bölümlerdir. Sizi o günlere
götürecek muhteşem sergilere, gösterilere ve hangi ülkeden
bugüne değin kaç göçmen geldiğini gösteren büyük bir elektronik
panele sahiptir. Hemen arkada, günümüz teknolojisinden yani
bilgisayarlardan yararlanılmış. İstediğiniz soyadını
yazdığınızda bilgisayar sizler için araştırıp buluyor. Tabii siz
soyadınızı deniyorsunuz ama ailenizden Amerika'da göçmen olarak
yaşayan birileri yoksa bu çabalarınız boşa çıkıyor. New York'un
karakteristiklerinden biri olan kozmopolit kelimesini bu kadar
güzel açıklayan bir müze dünya üzerinde yoktur.
Broadway: İşte hayatın sanatın,
aktivitenin caddesi. Uçsuz ve bucaksız. Yürüyün yürüyebildiğiniz
kadar. New York'a gelip de yön levhasının altında fotograf
çektirmeyen yoktur. Öyle ki araba modellerine bile isim kaynağı
olmuş. New York "The city never sleeps" ünvanına biraz da
Broadway'e borçludur. Bu cadde uyumaz. Bu caddenin konukları
New York kadar kozmopolittir. Üzerinden hem limolar hem de
külüstür arabalar geçer. Kaldırımlarını hem jet sosyete çiğner
hem de evsizler. Farklı dünyaların, farklı milletlerin, farklı
kültürlerin buluşma noktasıdır. Dünya pergelinin sivri ucunun
batırıldığı yerdir. Çok çekici ve güzeldir. Gezmeye
kaldırımlarında yürümeye doyamazsınız. Gece ayrı gündüz ayrıdır.
her iki halini de görmek gerekir. Biz de üzerimize düşen görevi
yerine getirecek ve New York'u New York yapan bu caddede New
Yorker'lar gibi gönlümüzce gezeceğiz.
Chinatown: New York'un en renkli, en
hareketli ve en dağınık mahallesine hoş geldiniz. Çin mutfağının
tüm örneklerini bulacağınız zengin çeşitli şarküterilerinden
tutun da hediyelik eşya satan dükkanlarına kadar herşeyin
satıldığı
Chinatown'da yok yoktur. Little Italy'ide içinde barındıran
bu renkli semt genç Deren Koray'lıların alışveriş listelerinde
yeralan tüm elektronik cihazları komik rakamlarla aldıkları bir
yerdir. Türkiye'de satılan walkman, CD gibi küçük elektronik
cihazları burada yarı fiyatına alabilirsiniz. Chinatown'dan
geçerken alışık olmadığınız bir koku sizi rahatsız edebilir.
Çinlilerin yarattığı bu küçük dünyadan Mc Donald's dahi nasibini
almış ve Amerika'da olduğu halde Çinlilere özgü menüleri Çince
yazılarla sunmuştur. Gerçekten Chinatown'a girdiğinizde
kendinizi Amerika'da hele hele New York'ta olduğunuza
inandıramazsınız. Canal Street'e girdiğinizde sizi ünlü giyim
markalarının satıldığı büyük alışveriş mağazaları karşılar.
Burası New York'ta kot, tişört, pantolon, mont gibi giyim
eşyalarını en uygun fiyata alacağınız bir bölgedir ve bir çok
satış mağazasını barındırır. Chinatown, New York'ta
hoşlanacağınız yerlerden birisidir.
Herald Square: Burası New York'un
kalbidir. Bir zamanların en yüksek bınası
Empire
State Building ile 1901 yılında hizmete giren dünyanın en
büyük alışveriş mağazası olan Macy's 'in bulunduğu hareketli bir
bölgedir. New York'ta gece turlarımızda Herald Square'in o canlı
atmosferini görmeden geçmek hatalı olur. Manhattan Mall, Toys R
Us, Penn Station,
Madison
Square Garden, yine genç Deren Koray'lıların en çok
hoşlandıkları yerlerdir. Sinemalarda uzun süre vizyonda kalan
Miracle on 34th Street filminin burada çekildiğini biliyor
muydunuz?
Empire State Building: 1970
yılında World Trade Center'ın inşa edilmesi ile dünyanın en
yüksek binası ünvanını kaybeden
Empire
State Building, New York'un dünya üzerindeki sembolüdür.
Lobide binanın bir maketi ve kabartma bakır levhalar üzerine
işlenmiş nefis bir portresi sergilenmektedir. 34ncü ve
5.caddelerin üzerinde kalan bölgede tişört ve yiyecek
satıcıları, tenekelerle ritmik müzik çalan ve bateristlere adeta
taş çıkartan zenciler ortama ayrı bir hava verirler. İşte size
tipik bir New York manzarası. Birşeyler satın almak isterseniz
pazarlık yapmayı sakın unutmayın yoksa bir gecelik kazancını
sadece sizden çıkarabilir. Empire'ın 86ncı katına çıkmak için
öncelikle bilet almak gereklidir. Ekspres asansörlerle 1 dakika
içinde ilk bölüme, hemen ardından da 86ncı kata ulaşırsınız.
443m. yükseklikte olan bu binadan
Manhattan'ın ve tüm
New
York'un manzarası gerçekten görülmeye değerdir. Binanın
çatısında 4 eyalete birden yayın yapan büyük bir TV vericisi ve
yılda 500 defa yıldırım çeken bir paratöner bulunmaktadır. Açık
havada 102. kat ufuk çizgisinin ve 125 kmlik bir alanın rahatça
gözlenebildiği bir bölümdür ancak, hava genellikle pusludur ve
bu 102nci kat çoğu zaman kapalı tutulmaktadır. O kadar
popülerdir ki, 1931'den bu yana 79 milyon ziyaretçiyi bünyesinde
ağırlamıştır. Yapımında kullanılan 60.000 ton çelik 23 haftada
yerleştirilmiştir. Toplam 6500 pencerenin bulunduğu binada
ortalama 10 milyon tuğla kullanılmıştır ve toplam ağırlığı
365.000 tondur. Bu ağırlık 200 çelik ve beton yastıklarla
desteklenmektedir. 10 hızlı asansör, 366mlik yüksekliğe sadece 1
dakika da erişir ve bu sürede kulaklarınız rahatsız olabilir.
Amerikalıların ilginç merakları vardır. Bu kadar yüksek bir
binaya merdivenle tırmanmayı elbet düşünmek bile istemezsiniz
ama her yıl düzenlenen Empire State Run-up yarışmasında lobiden
102nci kata kadar toplam 1860 basamak olan merdivenleri atletler
11 dakikalık bir sürede çıkmaktadır. Gece New York'u buradan
izlemek apayrı bir duygudur. Emin olun ki dünyanın hiçbir
bölgesinde bu kadar güzel bir manzaraya şahit olmamışsınızdır.
King Kong, Empire State ile özdeşleşmiştir. 86ncı katta onunla
bir hatıra fotoğrafı çektirmek bizce iyi bir fikirdir. Aynı
katta tüm New York'u yakından gözleyebilmeniz için 25Centle
çalışan pek çok dürbün vardır. Özgürlük Anıtını bu dürbünlerle
izlemek sizde bir heyecan uyandırır. Pek çok filme konu olan
Empire State, bugüne kadar yüzlerce film yıldızını ve sanatçıyı
ağırlamıştır. Bu ünlülerin ziyaretleri sırasında çekilen
fotoğraflar lobideki galeride sergilenmektedir. Genç Deren
Koray'lıların zevkle gezdikleri bu tarihi bina, yükseklik
korkusu olanları bile kendisine çekmeyi başarabilmiş ender
yapıtlardandır ve özel günlerde rengarenk ışıklandırılarak New
York'u bambaşka bir güzelliğe büründürür.
Rockafeller Center: New York'u
bölge bölge tanıtırken dikkat ederseniz sözlerimize hep "dünya,
dünyanın, dünyadaki" diye başlıyoruz. İşte New York bunun için
muhteşem bir şehir. İşte bir "dünya" kelimesi daha: Dünyanın ilk
ofis-alışveriş mağazaları-eğlence-yemek ve bahçe kavramlarını
bünyesinde tutan ve günümüz "Shopping Center" olgusunu tüm
dünyaya benimseten ilk kompleks, Rockafeller Center'dır. Gündüz
ya da gece, günün 24 saatı yılın 365 günü daima aktif, her zaman
canlı olan bu mekan, New York için yakıştırılan "The city never
sleeps" imajını her yönüyle yansıtır. En çok ziyaret edilen
yerlerden biri olan bu hoş mekanda kışın Noel'de Noel ağacı
altında buz pateni yapabilir, yazın da kafeteryasında bir kahve
ya da bir çay içebilirsiniz. Tüm ulusların bayraklarının
bulunduğu bir ortamda bayrağımızı seçtiğiniz anda tatlı bir
heyecan duyarsınız. Çiçekler Rockafeller Center'ın ayrılmaz
aksesuarlarıdır ve ortama bambaşka bir canlılık verir.
Times Square: İsmini 1904 yılında 25
katlı New York Times gazetesinden alan bu bölge tek kelimeyle
New York'un kalbidir. Gündüz hareketli ve cıvıl cıvıl olan bu
meydan gerçek kimliğini gece gösterir. Milyonlarca ışık
demetinin gökyüzünü nasıl aydınlattığını görünce New York'a olan
hayranlığınız ikiye katlanır. Dev reklam panoları, Dow Jones,
CNN, NBC, Reuters gibi dünyaca ünlü haber merkezlerinin ekonomi,
politik ve güncel haberleri, kayan yazılarla tüm New Yorker'lara
anında ulaştırdığı tek yer. Hangi bölümünü çekeceğinize karar
veremediğiniz ve turistlerin şaşkın bakışlarını izlediğiniz
Times
Square, yeni yıla merhaba demek için binlerce kilometre
uzaklıktan gelen insanların buluştuğu dünyanın adeta merkezi ve
buluşma noktasıdır.
Times
Square'de herkesin kalbi aynı anda atar, bütün güzellikeri
birlikte tüm insanlarla aynı anda paylaşırsınız. O
coşkuyu,sevinci ve romantizmi yaşarsınız. Sizi bambaşka bir
kimliğe büründüren büyülü bir atmosfere sahiptir. Deren
Koray'lıların çok sevdiği bu bölge bir New York klasiğidir ve
yine günün 24 saati aktiftir.
United Nations: İşte New York'u
dünya başkenti yapan en önemli faktör.
Birleşmiş Milletler binası. Mavimsi yeşil aynalı camları ile
East River'a paralel uzanan, televizyonlardan da çok iyi
bildiğiniz bu bina, bugüne kadar pek çok uluslararası toplantıya
evsahipliği yapmış, dünya üzerinde bir çok önemli karara imza
atılmış dünyanın politik merkezidir. 1945 yılında, ikinci dünya
savaşının sona ermesiyle 51 ülke ile kurulan Birleşmiş Milletler
bugün 180 uluslu çok büyük bir örgüttür. Amacı dünya barışını
korumak, dünya üzerinde kurulu ekonomik ve sosyal dengeleri
sabit tutmaktır. Amerika'nın ünlü zenginlerinden olan John D.
Rockafeller'ın 8,5 milyon dolarlık bağışı ile New York,
Birleşmiş Milletler'in merkezi olarak seçilmiştir. 18 Hektarlık
bir alana yayılmış UN, Amerika Birleşik Devletleri topraklarında
sayılmamaktadır. Bu nedenle uluslararası bir bölge konumunda
hatta kendi pul ve postanesine sahip bir komplekstir. Çeşitli
meclislerin bulunduğu bölümler ve Genel toplantı odası önemli
yerlerdendir. Konferans Salonu yine pek çok ünlü devlet adamını
ağırlamıştır. Güvenlik Konseyinde delegeler ve asistanları at
nalı şeklindeki masada çalışırken hemen geri planda kalan
yazıcılar her cümleyi harfi harfine not ederler. Bahçesinde
dünya barışını simgeleyen ve Birleşmiş Milletlere hediye edilmiş
pek çok anlamlı heykel bulunmaktadır. 1988 yılında Lüksemburg
tarafından hediye edilen namlusuna düğüm atılmış bir silah,
dünya barışı için gerekli mesajı en etkin biçimde iletmektedir.
Hemen karşısında Türk Konsolosluğumuz bulunmaktadır ve
bayrağımız aynı semtte iki ayrı yerde New York caddelerinde
gururla dalgalanmaktadır.
Upper Midtown: New York'un en güzel
gökdelenlerinin bulunduğu bu bölge, bir çok ünlü binayı
barındırır. Donald Trump'ın sahibi olduğu
Trump
Tower bunlardan bir tanesidir. "Sırf bina görmek için New
York'a gidilir mi?" diye düşünüyorsanız, bu fikriniz tamamen
değişecektir. Modern mimarinin, doğa ile nasıl elele tutuştuğunu
görecek ve bu birlikteliğe hayran kalacaksınız. Ara katlara
yerleştirilen ağaçları ile binanın dış cephesi en az içi kadar
güzeldir. Mermer kaplı duvarlarından akan şelaleler, parlak
ışıklar altında yemek yiyeceğiniz lüks bir restoran ve
elit
alışveriş mağazaları ile Trump Tower, New York'un
vazgeçilmez gökdelenlerindendir. Michael Jackson, Dustin
Hoffmann, Sophia Loren ve Elton John gibi hayranı olduğunuz ünlü
yıldızların bu binada daireleri olduğunu biliyor muydunuz? Trump
Tower'ın hemen yanında yine ünlü bir isim IBM dikkatleri çeker.
43 katlı olan bu bina 1983 yılında tamamlanmıştır. Trump Tower
ve IBM arasında kalan bölgede de bambu ağaçları ile süslenmiş
bir sera bulunur. Burada içilen bir kahvenin tadı ve güzelliği,
New York'a sizi bir adım daha yaklaştırır. IBM'in hemen yanında
bir başka ünlü bina sizi karşılar. Evet burası SONY'dir. Zemin
katının her iki yanında Sony tarafından üretilen bütün ürünlerin
sergilendiği bir demonstrasyon merkezi bulunmaktadır. Japonya'da
icat edilen bir elektronik ürün ilk olarak burada tanıtılır ve
pazara sunulur. Uzman teknisyenlerce kurulmuş müzik ve görüntü
sistemleri karşısında söyleyecek fazla bir söz bulamazsınız.
Hele tarihi bir atmosfere sahip bir salon içine döşenmiş son
sistem elektronik cihazları gördüğünüzde aynı anda hem geçmişi
hem de geleceği yaşıyorsunuz.
Lexington Avenue'a kadar yürüdüğümüzde de genç Deren
Koray'lıların alışveriş yapmak için adeta can attıkları
Harley
Davidson Cafe'nin satış mağazası bizleri karşılar. Buradan
Harley Davidson Cafe New York tişörtü ya da sweat-shirt'ü satın
almak gençler için ayrı bir önem taşır. Bizler de onların bu
görüşüne saygı duyuyor ve üzerimize düşen görevi yerine
getiriyoruz.
Ne de olsa onlar artık birer New Yorker. Biraz daha
aşağı indiğimizde
St.
Patrick's Cathedral gökdelelerin arasında "burada ben de
varım" dercesine kendini belli eder. 1850 yıllarında, önceleri
mezarlık amacıyla kullanılmak istenen bu alana St. Patrick
Kilisesi inşa edilmiştir. 2500 kişilik oturma kapasitesi ile
Amerika'nın en büyük Katolik kilisesi olan St. Patrick 1878
yılında tamamlanmıştır ve görülmesi gereken önemli bir tarihi
yapıttır. 57nci cadde üzerinde yürüdüğümüzde genç Deren
Koray'lıların tekrar tekrar gelmeyi arzu ettikleri önemli
merkezlere rastlıyoruz. Eee genç olup da New York'a kadar
geleceksiniz ve
Planet
Hollywood'a uğramadan geçeceksiniz. Öğrencilerimizin neleri
sevdiklerini, neleri sevmediklerini iyi biliyoruz. Burayı
seviyorlar. Birşeyler almasalar bile seviyorlar.. ne yapsınlar?
Hayranı oldukları film yıldızlarının pop sanatçılarının el ve
ayak izlerine dokunmaktan hoşlanıyorlar. Kendi ellerini
ölçüyorlar ve aralarında manevi bir bağ kuruyorlar. Türkiye'ye
döndüklerinde işte onu giyecekler. Planet Hollywood New York. Bu
yıllardan beri süregelen bir akım. Onlar da bu modanın ister
istemez içindeler. Alışverişlerini zor da olsa bitirdikten sonra
radar gibi çalışan gözleri bu kez
Hard
Rock Cafe'ye takılıyor. Hard Rock'sız olur mu? Bu arada
Motown Cafe'yi gösteriyoruz ama pek fazla ilgilenmiyor
bizimkiler. Hard Rock Cafe'de yine ünlü pop yıldızlarının özel
eşyaları, bir zamanlar çaldıkları enstrumanlar ve giysileri
sergileniyor. Öğrencilerimiz yine HRC'nin "Merch Store"undan
alışveriş yapıyorlar. Bu sefer giyecekleri tişörtün üzerinde
Hard Rock Cafe New York yazacak ve yine moda dünyasında yerini
alacak. Enteresan bir iletişim yöntemi. Bir kişinin nereye
gittiğini anlamak için tişört üzerindeki logonun altında yazan
şehri okumak gerekiyor. Orada New York yazmasından
hoşlanıyorlar. Öyle ki "artık Londra yazanını giymem" diyen bile
çıkabiliyor. İstiyorlarsa elde etmeliler. Zevk onların, tercih
onların, rehberlik bizlerin. Yılboyu derslerden zaten bunalan
öğrencilerimizin tatil en doğal haklarıdır.
Solomon R. Guggenheim Museum:
İşte bir başka kültür hazinesi. New York'un sahip olduğu
hazinelerden sadece biri. Dünyanın en iyi modern sanat
koleksiyonunu içeren büyük bir müze. Bırakınız müzenin içindeki
koleksiyonları, binası dahi bir şaheser olarak
nitelendirilmektedir. Frank Lloyd Wright tarafından dizayn
edilen bu bina büyük bir salyangozu andırır ve müzeyi daireler
çizerek gezmenize olanak verir. Yürüdükçe ayrı güzellikte 19ncu
ve 20nci yüzyılın önemli sanat eserleri ve audio-vizüel
gösteriler sizleri bilgilendirir.
Metropolitan Museum of Art:
New
York'un dünya başkenti olması için işte en geçerli nedenlerden
bir tane daha. Yine "en"ler, yine "dünya"lar konuşacak.
Metropolitan Museum of Art, dünyanın en büyük ve en muhteşem
müzesidir. Sanatçı ve filantropist'lerin rüyası, 1870 yılında
kurdukları bu müze ile gerçeğe dönüştü. İlk çağlardan günümüze
kadar gelmiş tüm koleksiyonların eski Mısır sanatı ve Amerikan
heykel ve dekoratif sanatının örnekleri ile dolu çok zengin bir
müzedir. Sakıp Sabancı'nın 1998 Eylül ayında Osmanlı Hat
Sanatı'ndan örnekler sunulan paha biçilmez koleksiyonu burada
gururla sergilenmiştir. Bu müzeyi anlatmak imkansızdır. Bu
nedenle baştan sona gezmek gerekir. Tıpkı New York gibi.
Central Park: 1858 yılında bir bölümünde
domuz çiftliklerinin bulunduğu bataklık bir alandan oluşan
Central
Park, zaman içinde 340 Hektarlık yemyeşil bir parka
dönüştürüldü. Günümüzde bu park, içinde göllerin, buz
patenlerinin, yürüyüş yollarının, uçsuz bucaksız piknik
alanlarının, oyun sahalarının, hayvanat bahçesinin, yemyeşil
çimlerin ve 500 binden fazla ağacın bulunduğu doğadan bir
kesittir. Bu oyun sahaları içinde satrançtan krikete,
konserlerden Amerikan futboluna kadar binlerce kişiyi
oyalayabilecek aktiviteler gerçekleştirilmektedir. Hafta sonu
bisikletlilerin, roller blade kullananların ve jogging
yapanların rahat hareket edebilmeleri için arabaların parka
girişleri yasaklanmıştır. 59ncu ve 79ncu caddeler arasındaki
bölüm Central Park'ın en güzel olduğu bölümlerdir. Suni gölleri
ve köprüleri ile New York içinde adeta bir cenneti andırır.
Parkın, John Lennon'un evinin hemen karşısında yeralan bölümü,
onun anısına ithafen Strawberry Fields olarak anılmaktadır.
Çünkü hepinizin de bildiği gibi ünlü şarkıcı burada yani evinin
önünde suikaste kurban gitmiştir.
Central
Park, betonlaşma karşısında doğanın adeta tek başına verdiği
savaşı simgeler. Florası ile olduğu kadar faunası ile de
zengindir Central Park. Kuşların, sincapların, hatta yabani
hayvanların dahi hayat buldukları büyük bir sığınaktır. Bir
sincabı New York sokaklarının ortasında düşünemeyebilirsiniz ama
100m. ilerideki bu parkın sınırları içinde onun ne kadar mutlu
olduğunu izleyebilirsiniz. Sadece hayvanlar mı? Hafta sonu
ailesi ile birlikte gelen insanların güneşli bir günde neşe
içinde piknik yaptıklarını ve eğlendiklerini görmek bizleri de
mutlu eder. Herkes mutludur Central Park'ta. Öğrencilerimizle bu
parkın uçsuz bucaksız çimenlerinde yorgunluk atmanın tadı
bambaşkadır.
American Museum of
Natural History:
"En"ler devam ediyor. Bu müze de dünyanın en büyük
doğal
tarih müzesidir. 1877 yılında inşa edilmiştir. 36 milyondan
fazla parçayı içeren muhteşem bir koleksiyona sahiptir. Müzenin
en ilgi gören bölümleri dinazorlar, meteorlar ve mineral
taşların sergilendiği bölümlerdir. Bu minerallerin bulunduğu
bölümdeki taşların ve mücevherlerin toplam değerinin 50 milyon
Dolar civarında olduğu iddia edilmektedir. Londra'da bir benzeri
bulunan müzeyi gezmek için en az 3 saat gereklidir.
Amerikalıların teknolojilerini esirgemedikleri bu bilim
yuvasında bizler Londra'daki fen ve bilim müzelerinde olduğu
gibi, öğrencilerimize burada da fen derslerini uygulamalı olarak
veririz, onlar da ortaokul ve lisede okudukları fen derslerini
zihinlerinde bu uygulamalarla şekillendirirler. Kitapta da
bahsettiğimiz gibi...Bu programı sadece İngilizce öğrenmek
açısından ele almak yanlış olur. Amerika ya da İngiltere'de
öğrencimizin öğrenmesi gereken birşeyler varsa Deren Koray onu
mutlaka öğretir ve öğrencisini ülkesine belli bir bilgi
birikimiyle döndürür. Öğrencilerimiz öğleden sonraki zamanlarını
spor yaparak değil, bizlerin öğretim programları çerçevesinde bu
tür kültürün ve medeniyetlerin işlendiği bilim yuvalarında
değerlendirirler. Bu da Deren Koray'ı diğer şirketlerden ayıran
bir başka özelliktir.
Harlem: Harlem hepimizin bildiği gibi New
York'un en "renkli" mahallesidir. Bir "en" daha değil mi? Boşuna
New York için "en"lerin şehri demiyoruz.
Harlem
her ne kadar yalnız başınıza yürümek için güvenli bir yer olarak
nitelendirilse de "no go area" özelliğini halen koruyan, New
York'un pek tekin olmayan bir bölgesidir. %100 zencilerin
yaşadığı bu bölge, duvar yazıları, toplu halde gezen genç
zencileri, her köşesi tıpkı filmlerdeki gibi basketbol sahası
olan, oto tamircilerinin, derme çatma dükkan ve marketlerin
bulunduğu caddelerle doludur. Turların mutlak uğrak yeridir.
Turistler, zencilere dikkatli gözlerle bakmamaları konusunda
burada uyarılırlar. Central parkın kuzeyine komşu olan Harlem
basketbol takımı ile dünya çapında bir üne sahiptir. Hele hele
geceleri cesur bir kişinin gideceği en son muhittir ve sıkı bir
polis kontrolü altındadır.
NY
Aquarium: Evet, Atlantik Okyanusu kıyısında yeralan bu şirin
komplekste denizlerin dünyasına 1 adım daha yakınsınız.
NY
Aquarium'a girer girmez sizleri sağdaki havuzda yüzen 2
sevimli yunus karşılar. Akvaryumun kalın camlarından nasıl
ahenkle yüzdüklerini görmelisiniz.
Begula
balinası bizleri diğer tarafta bekleyen bir başka sevimli
yaratıktır. Karadeniz'de balıkçıların maskotu olan Aydın'ı
hatırlamışsınızdır. İşte buradaki balina Aydın'a çok
benzemektedir ve New York'taki Begula balinasının adı Deren
Koray'lılar tarafından Aydın olarak değiştirilmiştir. Neyse ki
park görevlileri hala olayın farkında değiller. Varsın
olmasınlar.
Köpekbalıkları bölümünde gözlerinizi köpekbalıklarının vahşi
dişlerine odaklayacağınız. Bir an sizden bir ısırık aldığını
hayal edeceksiniz ama o hayalden hemen uyanacaksınız.
Deniz
aslanlarının dünyasına yeraltında özel olarak hazırlanmış
izleme pencereleri sayesinde yakından bakacaksınız. Sizlerin
pencereden baktığını bilen bu şirin hayvanlar türlü numaralarla
sizlere hoş anlar geçirtecektir. Penguenler, 500'den fazla
bugüne kadar görmediğiniz balık türleri, kalkan balıkları,
kabuklu deniz hayvanları ve daha yazamayacağımız pek çok hayvan
türü bu akvaryumda çeşitli galeriler içinde sergilenmektedir.
Akvaryumun hemen yanında kurulmuş olan
Lunapark ise New York tarihinde önemli bir yere sahiptir.
Burada öğrencilerimiz değişik oyuncaklara binerek günlerini
güzel bir şekilde noktalarlar.
Warner Bros Six Flags Theme Park:
"En"lerden sıkılmadığınızı biliyoruz. Bunu duyduğunuza çok
sevineceksiniz. Dünyanın ikinci, Amerika'nın ise en büyük
eğlence
parkına hoş geldiniz. Six Flags'ler Yılda toplam 26 Milyon
ziyaretçiyi ağırlamaktadır. Yapılan araştırmalarda
Amerikalıların %85'i ülke çapında yayılış gösteren 12 Six Flags
eğlence parkını tercih etmektedirler. Biz de burayı tercih
ediyoruz çünkü bir eğlence parkına gidip değerli saatlerimizi
kuyruk bekleyerek geçirmek istemiyoruz. Zaman burada öğrenci
için çok ama çok değerlidir, kendisi eğlenmek ister beklemek
değil. Burası bütün bir yılın yorgunluğunu ve stresini bir günde
atacakları, dolu dolu eğlenecekleri yine "en"lerle dolu bir
park. Parka girmeden önce otobüsümüzle hayvanların serbestçe
dolaştığı safari parktan geçiyoruz. Burası maymunların,
zürafaların hatta ayı yavrularının çekinmeden arabalarınızın
yanına kadar sokulup sizlerden yiyecek istedikleri bir bölge.
Dikiz aynanızda her an bir "Çarli" ile karşı karşıya gelmeniz
sizi şaşırtmasın. Çok yavaş ilerleyerek bu bölümden çıkar ve
oyuncakların olduğu parka giriş yaparız. Cesur musunuz?
kendinize güveniyor musunuz? çığlık atmayı seviyor musunuz?
sınırsız oyuncaklara binmenin tadına varmak istiyor musunuz? O
zam an takılın bize hayatınızı yaşayın! Merak etmeyin tüm grubun
ücretlerini her zamanki gibi yine biz ödüyoruz. Sizlere hiçbir
ekstra masraf çıkarmıyoruz. Parkta sizi sevimli kahramanımız Looney Tunes'un vazgeçilmez karakterlerinden Tazmania canavarı
karşılar. Bugs Bunny, Tazo,Tweety, Skunk ya da Kedicik ile
fotoğraf çektirmek için sıraya girersiniz ve o anı
ölümsüzleştirirsiniz. İşte sizleri bekleyen diğer atraksiyonlar.
Sırayla tanıyalım: Spinmeister sizi epey sallayacak. Music
Express müziğin coşkulu ritmi ile sizi adeta uçuracak, Autobahn
hepimizin bildiği çarpışan otomobillerin Alman versiyonu Old
Country Games, Looney Tunes karakterlerini kazanma şansı
yakalayabileceğiniz bir beceri oyunudur. Parka 1998 yılında
katılan Batman & Robin The Chiller, binmek için epey bir
düşünmeniz gereken yepyeni bir heyecandır. Dünyanın en hızlı
"roller coaster"ı olan Batman & Robin, rekoru bir zamanlar
elinde bulunduran ve hala çılgın bir başka oyuncak olan Batman
R ider'dan çok daha hızlıdır ve hızı saatte 120kmdir. 2 ayrı
platformdan aynı anda hareket eden yine 2 ayrı araç
bulunmaktadır. Batman, mavi raylı olanı 14 katlı bir binanın
yüksekliğine eriştikten sonra geri geri giderek geldiği yoldan
çıkış noktasına döner. Robin ise, kırmızı raylı olanı,
yolcularını 2 defa 360 derece döndürdükten ve 10 katlı binanın
yüksekliğine eriştirdikten sonra tekrar geldiği yoldan geri
döner. Bu iki çılgınlıktan sonra vücudunuzun fonksiyonlarında
fizyolojik değişikleri gözlemeniz normaldir. Batman film
çekimlerinde kullanılan meşhur multifonksiyonel siyah arabası (Batmobile),
Batman Rider'ın tam önünde sergilenmektedir. Bu arada Batman
Rider'a binmek için yol alırken Michael Keaton'ın Batman
filminde kullanmış olduğu elbiseyi de göreceksiniz. Stuntman's
Freefall fizik derslerinde yabancı olmadığınız 9.8m/s'lik
yerçekim kuralı ile sizleri başbaşa bırakan indiğinizde de
adınızı bir anda düşünerek bulmanıza yol açan klasik bir
Amerikan çılgınlığıdır. Movietown
Water
Effect 19 kişi ile göle yumuşak iniş yaptığınız bir
atraksiyondur. İşte bu noktada öğrencilerimizin yedek elbiseleri
devreye giriyor. Merak etmeyin hepsine uyarıda bulunuyoruz ama
onları tutabilene aşkolsun.
Batman
Rider ilk göz ağrımız. Gotham City'de yeralan bu
atraksiyonda da ayakkabılarınızın iyice bağlamanız gerekiyor
çünkü altınızdan sadece hava geçecek ve yaklaşık 100kmlik bir
hızla gideceksiniz, tam 7 defa da döneceksiniz. Studio 28 Arcade,
Video oyunlarının oynandığı bir yerdir ama "bu kadar atraksiyon
varken video mu oynanırmış?" dediğinizi duyar gibiyiz. Biz
hatırlatalım da...Gelelim macera bölümüne African Tower iki kişi
ile kullanacağınız kanolarda yönünüzü siz b ulacaksınız. İyi bir İngilizce'ye sahip olduğunuzu göstermenin tam zamanı. Congo
Rapids 12 kişilik koltuklarda yerinizi aldığınızda artık
şelalenin içine girmeye hazırsınız demektir. Koala Canyon
çocuklar içindir ona binmeyeceğimizi biliyoruz. Asian Tower yine
sizlerin yönlendireceği bir kayıkla yapacağınız mistik bir
yolculuktur, Irrawaddy Riptide rafting benzeri bir eğlencedir, 5
kişi ile yönetilir, oldukça da zevklidir. North American Tower
su kayağı severlerin yeridir, 2 platformda sergilenmektedir.
Skull Mountain, türüne dünyanın hiçbir yerinde rastlanılmayan
ilginç bir atraksiyondur. Karanlık bir ortamda nereye gideceğini
bilmediğiniz bir radara binerseniz ne olur? Cevabı orada siz
vereceksiniz. İşte eski bir dost Big Wheel büyük büyük bir dönme
dolap. Bu manzaradan hoşlanacaksınız. Diğer çocuk
oyuncaklarından bahsetmiyoruz. Gelelim diğer jokerlere. Yaza
yaza bitiremiyoruz, gezerek nasıl bitireceksiniz? En büyük olmak
kolay değil tabii.
Saw
Mill Log Flume Yüksekten bir kütükle akan bir nehire düşmek iyi
bir duygu olmalı ya sizce? Chessington World of Adventures'tan
tanıdığınız maden treni burada da var. Runaway Mine Train hızlı
yolculuk için sizleri bekliyor olacak. Eveeet Viper için 2 değil
3 defa daha düşünmenizi istiyoruz. Kendinizden eminseniz
diyeceğimiz yok ama bu bizce parkın en dehşet verici
atraksiyonu. Adı üzerinde.. resmen bir yılan. Bu arada kaç defa
ters geldiğimizi sayamadık. Deneyin beğeneceksiniz. Hala
sağlamsanız sizleri bekleyen bir oyun daha var: Rolling Thunder,
size neler olduğunu dahi anlayamadan biten (aslında bitmek
bilmeyen) bir hız aracı. Çıkardığı gürültü kulaklarınızı
tırmalarken elleriniz emirlerinizi yerine getiremez olur. El
Sombrero Meksika tarzında Taz Twister gibi sizleri santrifujde
kuruyan bir elbise gibi çevirip duran araçlardandır. Sky Pilot
32 kişilik bir gemi ile yapacağınız hoş bir yolculuktur.
Parachute Training Center ve Edwards AFB Jump Tower sizi tatlı
tatlı yukarı çıkarır, söyle bir manzarayı gösterir ve sizi
tekrar aşağı indirir. Yükseklik korkusu olan öğrencilerimiz için
tavsiye etmeyeceğimiz bir oyuncaktır. The Great American Scream
Machine aklı başında olan bir insanın cesaret edemeyeceği bir
atraksiyondur. Sıkı durun "en"ler yine geliyor. Dünyanın en
uzun, en yüksek, en hızlı ve en çabuk döndüren radarlarından
biridir. Var mı cesareti olan? Parmakları görür gibiyiz.
Otoritelere göre bumerangın üzerine binip uçmak ile bu alete
binmek arasında pek fazla bir fark yokmuş. Bizce de öyle. Space
Shuttle hepinizin bildiği gondolun ters dönen versiyonu. Dehşet
verici değil mi? Ne kadar sakin anlatıyoruz oysa. Centrifuge G-Force
anneniz ya da bir büyüğünüz pasta yaparken miksere gözünüz
mutlaka takılmıştır. İşte onun ucunda olduğunuzu düşünün. Gerisi
sizin hayal gücünüze kalmış. The Right Stuff Mach 1 Adventure
Sizlere sesten hızlı uçuş heyecanı tattıracak bir simulatördür.
Deneyin beğeneceksiniz. Boardwalk Games Square
Looney
Tunes karakterlerini kazanacağınız bir oyun merkezidir.
Dream Street Arcade Amerikan piyasasına yeni girmiş en "cool" ve
en yeni "arcade" oyunlarını içeren bir video-oyun merkezidir.
High Striker gücünüzü ispat edeceğiniz bir yerdir. Bu oyun
sonunda belki de bir hediye kazanabilirsiniz kimbilir?.
Amerikalılar cömert insanlardır. Bir tane hediye kazanacağınızı
biliyoruz.
Washington D.C.: Amerika'nın başkentine hoşgeldiniz. Her ne kadar New York için dünya başkenti dediysek
de, bu şehrin kendine ait bir karizması vardır. New York'a kadar
gelip, dünya ile ilgili önemli kararların alındığı, Dolar'ların
arka yüzlerini
süsleyen binalarını, devlet büyüklerinin ve
politikacıların kentini görmeden gitmek büyük hata olur.
Washington ziyaretimizi Amerika'nın elit oteller zincirinde
yeralan
Best Western Capitol'da bir gece konaklayarak
gerçekleştiriyoruz. 2 günlük süre içinde Washington bizlere
yeteri kadar gezip inceleme yapabilecek merkezleri sunabilen bir
şehir. Potomac ve Anacostia nehirleri arasında kalan başkentte
gezimize U.S. Capitol Building ile başlıyoruz. Sanat şahaseri
olan bu beyaz binayı herhalde bilmeyen yoktur. National
Arboretum ve botanik bahçesi, The
Smithsonian grubuna ait olan müzeler adeta bir kültür
ziyafetidir. The U.S. Holocaust Memorial Museum özellikle de
The
National Air and Space Museum,
genç Deren Koray'lıların en
çok ilgi gösterdikleri müzedir. Havacılık tarihinin en güzel
örneklerini, gösterilerini ve aydınlatıcı bilgilerini bulunduran
bu müze, insanlık tarihinde altın bir sayfa olarak yer alan aya
yolculuğu sizlere adeta yaşatır. Bünyesinde pek çok uzay aracını
da barındırmaktadır. Uçuş deney laboratuvarları, havacılık ile
ilgili fizik kurallarını açıklayan bir çok deneyi
ziyaretçilerine sunar. 1 Kasım 1800 tarihinden bu yana Amerika
Birleşik Devletleri Başkanının resmi ikametgahı olan
White
House, U.S. Department of Commerce, The Bureau of Engraving,
FBI, Lincoln Memorial, içinde 1963 yılında suikaste kurban giden
John Fitzgerald Kennedy'in mozolesinin de
bulunduğu
Arlington Mezarlığı, Iwo Jima heykeli, The Pentagon,
Jefferson Memorial, Tidal Basin, 170 m yüksekliğinde olan The
Washington
Monument, Reflecting Pool, Downtown Washington, Vietnam
savaşında ülkeleri için şehit olmuş askerlerin adlarının yazılı
olduğu The Vietnam War Memorial ve
The
Wall ve Virginia sınırları içinde yeralan 18.yy ve 19.yy'ın
başlarında inşa edilmiş eski evleri ile buram buram tarih kokan
Alexandria, rotamız üzerinde yeralan ve mutlaka görülmesi
gereken yerlerin başında gelmektedir. Özel otobüsümüz ile
yaptığımız gezilerimizin tadı bambaşkadır. İşte bir başka güzel
destinasyon daha:
Niagara Falls:
Niagara Şelalelerini kendi gözlerinizle gördüğünüzde buraya
neden "Dünyanın sekizinci harikası" denildiğini anlamanız güç
olmayacak. Doğanın insanoğluna doyumsuzca izlemesi için hediye
ettiği bu güzelliği anlatmak gerçekten çok zor. Niagara'da
suların dansını seyredecek, bu manzarayı ölümsüzleştirmek için
fotoğraf makinelerinize sarılacaksınız. Three Sisters Island'da
Niagara efsanesini dinleyecek, o efsanenin bir parçası
olacaksınız. Ayakkabılarınızı çıkaracak, özel keçeden yapılmış
ayakkabıları ve yağmurluklarınızı giyerek Hurricane Deck'te
şelalenin altına gireceksiniz. Bundan hoşlanacaksınız. Asansörle
nehir seviyesine inecek Kanada ve Amerika arasında kalan nehir
üzerinde bu defa mavi yağmurluklarınızla yolculuk yapacaksınız.
Gemi ile şelalenin nehire karıştığı noktaya ilerleyecek
ellerinizi gökyüzüne kaldırarak özgürlüğünüzü haykıracaksınız,
doğa ile bütünleşeceksiniz. Hey gençler ! bu sizi yakından
ilgilendirecek...Niagara Şelalelerinde de bir Hard Rock Cafe
sizleri bekliyor olacak. Kısaca Niagara Şelaleleri'ni
seveceksiniz... hem de çok seveceksiniz.. (Niagara görüntüleri
1996 yılı gezi arşivimizde bulunuyor. İleride belki sunucumuza
96 gezisini de ekleyebiliriz)
|