Kafenin dışındaki araba çok hoş. Plakasında "God is my co-pilot" yazıyor. İşte yine metrodayız. Metro şehrin yükünü epey kaldırıyor. Ah bir de bizim şehirlerde aynı sistem olsa. Biz de en fazla 10-15 durak var. Hepsi bu kadar.
Bir de gece otobüsümüzle New York sokaklarında dolaştık. Bizimkilerden aynı nameler dudaklarından dökülmeye başladı: Acıktıııııııııııııııık ! Her seferinde de Mc Donald's imdadımıza yetişiyor. Karınlar doyduktan sonra hep aynı tepki: Çiftetelli !
Gece Brooklyn'den Manhattan'ı seyretmek büyük keyif. Sadece bunun bunun için bile New York'a gelinir. Gökdelenlerin renkli ışıkları East River üzerinde pırıl pırıl yansıyor. Nehirde gece yemekli tura çıkmak ayrı bir güzellik.  
New York'ta en çok hoşumuza giden aktivitelerin başında Long Island'da yüzmek geliyordu. Atlantik Okyanusu'nun büyük dalgaları öğrencilerimizin neşe kaynağı olmuştu. Bu arada ilk kez okyanusta yüzmenin tadını çıkardı genç Deren Koray'lılar.
Bazı geceler kampüse dönüşümüz sırasında 7-11 yiyecek marketlere uğruyorduk. Burada cipsten çikolataya kadar her türlü junk-food (ıvır-zıvır yiyecek) ihtiyacımızı karşılıyorduk. Hepsi de ucuzdu. Gerçekten Amerika, İngiltere'ye oranla oldukça ucuz bir ülke. Sadece büyükşehirler biraz daha fiyatlı
Umut ve Osman gezimizin iki ahbap çavuşları. Bu arada en büyük zevkleri konuştukları garip İngilizce ile Amerika'lıları döndürüp kendilerine baktırmak. İşte bir örnek: I am'nt ising wenting to there school because musting is not nicer... Anladınız mı birşey? Sizi bilemeyiz ama Amerika'lıların anlamadığı kesin.