Her zaman İngilizce dersi ya da ka ka ka ki ki ki eğlence olmaz değil mi? Şimdi ders zamanı.. İlk dersimizi dinazorlarla ilgili veriyoruz. Bu konuları okudunuz ya da okuyacaksınız. İyi kötü teorik bir bilginiz var. Ama burada sizlere hem teorik hem de pratik dersleri vereceğiz.  
Biz gençlere ders verirken biz de sizlere müze hakkında biraz bilgi verelim ne dersiniz? American Natural History Museum dünyanın en büyük doğal tarih müzesidir. Calvert Vaux ve J.Wrey Mould 1877 yılında bu müzenin ilk bölümünü açtı ve daha sonra 3 blok da eklenerek bugünkü 36 milyonluk arşivine ulaştı. Bu müzeyi hep birlikte New York'ta keşfedeceğiz. 
Müze çıkışında çok yoruldular ve acıktılar. Yine Mc Donald's yollarına koyulduk. Packed-lunch da ne demek? Sevmiyorlar.. İçine köfte de koysanız beğendiremezsiniz. Onlar o Mc Donald'sı yemezlerse rahat edemezler. Bu bir idefiks. O kadar istiyorlar ki kestirme diye Central Park'ın içinden geçerken sincaplara bile hamburger gözüyle baktılar. Hemen canın birine kaydettik bu olayı.
New York'da gökdelenler ve binalar güzellikleri ve mimari tarzları ile de birbirleriyle yarışıyor. İşte en çok beğendiğimiz binalardan bir tanesi. Binanın adı da kendisi gibi: "Zarafet"
42. Cadde boyunca ilerlerken gözümüz birden tanıdık bir yazıya ve logoya takıldı. Sabah Gazetesi'nin bayi etiketini görmek çok hoşumuza gitmişti. Bunu Londra'da görseydik bu kadar önemsemezdik herhalde. Demek ki mesafeler arttıkça vatana özlem de artıyor.. Yanılıyor muyuz?
Tekrar Times Square'a geldik. Burası Londra'daki Leicester Square gibi bir türlü ayrılmak istemediğimiz bir yer. Bu arada sağ tarafta gördüğünüz bayrağımız grubumuzdan kısa süreli ayrılan öğrencilerimizin can simidi. Kalabalıkta bizi bu bayrak sayesinde buluyorlar. Bayrağın yanısıra cep telefonumuz da öğrencilerimizin hizmetinde.